Allah Resûlü bu seriyyeleriyle, hedeflediği şeylerin hepsini birer birer elde etmiş bulunuyordu. Artık çölde bir değişik güç ve kuvvetle kendisini hissetirmeye başlamıştı. Mütegallip Kureyş karşısında bir Hz. Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem) vardı.. ve bir Hz. Muhammed cemaati vardı. Ne var ki; sağda solda kuvveti temsil ettiği, çapulcu kuvvetleri bozguna uğrattığı hâlde, hiçbir zaman kuvveti, bir zulüm aracı olarak kullanmıyordu. Karşı tarafın elinde ise kuvvet, “Ben haklıyım.” diyor, herkesin hukukuna tecavüz ediyor.. gece baskınları yapıyor.. mazlumu, zayıfı eziyor, inletiyor ve iniltileri de ney gibi dinliyordu.
Bu yeni kuvvet ise, başka bir kuvvetti. Bu, âdeta gökten inmiş bir kuvvet gibiydi; elinde kuvveti tutuyordu ama, hak karşısında da temenna duruyordu. Hukuka fevkalâde saygılıydı. Evet hak, insanlık tarihinde, bu seviyede bir kere böyle saygı ve ihtiram görüyordu. O da Hz. Muhammed Mustafa’nın (sallallâhu aleyhi ve sellem) eliyle oluyordu. Aksine, başka zamanlarda her gece gelen, kendine göre kanunlar koydu ve “Bu hukuktur.” dedi… Hz. Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem), Allah’ın (celle celâluhu) vaz’ettiği hukukun üstünlüğüne daima saygılı oldu.. saygılı oldu ve parmağını, haramın, mahzurlunun en küçüğüne dahi uzatmadı.
İşte bütün bunları çöl, çöl insanı, onun çoraklaşmış düşüncesi, herkes ve her şey gördü. Bâdiye bunu gördü.. karanlıklar bunu gördü.. çadırların, çardakların önlerinden o müthiş timler geçiyor ama, ne kadına kıza ilişiyor, ne elin âlemin kazandığı şeylere el uzatıyor, ne de haksızlığın en küçüğünü irtikâp ediyordu.