Bugün “Bulgar mezalimi, Moskof mezalimi, Hindu mezalimi” diyoruz; diyoruz da, hiç olmazsa bugün bu tür zulmü kınayanlar var.. o gün Müslümanlara yapılan şeyleri kınayan bile yok.. kimse sesini çıkarmıyor. Kureyş ne yaparsa yapsın mâkul görülüyor ve vahşetin en utandırıcısı dahi tabiî kabul ediliyordu. Çünkü, Kureyş, Mekke’nin efendisiydi.. ne isterse yapabilirdi. O’nun bu despotizmasını yıkmak da yine Efendimiz’e düşüyordu. O’nun için seriyyeler hazırladı ve dört bir yana saldı. O, bu keşif kolları ve vurucu timlerle, belli hedeflere varmak istiyordu. Bu cümleden olarak:
a. Müslüman Varlığını Hissettirmek
Çevrede kendi mevcudiyetini hissettirerek, müşriklerin, Müslümanları Mekke’den kovmakla İslâm nurunu söndüremediklerini göstermekti.
“Onlar Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmeye çalışıyorlardı. Bilmiyorlardı ki, Allah durmadan nurunu tamamlıyor.”49
Çölün o karanlıklı vahşeti ve birinci cahiliye içinde bile, Allah nurunun söndürülemeyeceğini Allah Resûlü onlara bu şekilde göstermek istiyordu.
b. Kuvvetin Hakka Ait Olduğunu Göstermek
Hem ispat ediyordu ki, hüküm sadece Mekke müşriklerine ve Kureyş’e ait değil.. hakkı temsil edenlerin de bir hissesi, bir payları var.. ve bir gün gelecek, kuvvet, elindeki bütün silahlarıyla Hakk’a teslim olacaktır. İşte o gün yeryüzünde söz sadece ve sadece hakkın eline geçecek.. ve işte o zaman hukukun üstünlüğü tam olarak günyüzüne çıkacak.