İçeriğe geç

Abdullah b. Cahş, Allah Resûlü’nün halazâdesiydi. Uhud’un, dillere destan bu büyük bahadırı, günümüzde bilinen şekliyle hipermetrop mu yoksa ağır bir miyop mu nasılsa gözleri görmüyordu.. ve herhâlde sadece karartıları hissediyordu. Buna rağmen, hiçbir harpten geriye kalmamıştı ve Bedir’de kıyasıya savaşmıştı. Uhud’da bozgunu görünce, bunu bir türlü hazmedememiş ve sağda-solda ölüm peylercesine savaşmıştı.

Sa’d İbn Ebî Vakkas diyor ki: “Bir aralık gözü dönmüş bir vaziyette, bir kayanın dibinde; âniden karşıma dikildi. Bana dedi ki, “Gel tam sırası, şurada sen dua et ben ‘Âmin!’ diyeyim, ben dua edeyim sen ‘Âmin!’ de!” (Tam Allah Resûlü’ne yakışır bir halazâde.. Ruhun şâd olsun.. ve makamın da firdevs… Sen bize yürünmesi gerekli olan yolu gösterdin! Sen bize, zilletle yaşamaktansa izzetle ölmeyi öğrettin! Sen Resûlullah’ın şehit edilmesi bahis mevzuu edildiği bir yerde, yaşamanın abes olduğunu canını vererek anlattın! Ruhun şâd olsun!) Gözü dönmüştü. Ukbâ ve Allah’a ulaşmaktan başka bir şey düşünmüyordu. Azdan gözünü kesmiş, çoğa teveccüh etmiş, halktan Hakk’a yüz çevirmiş ve kesretten vahdete yönelmişti. Yönelmiş de: “Gel sen dua et ben ‘Âmin!’ diyeyim, ben de dua edeyim sen ‘Âmin!’ de.” demişti.

Siyer kitapları ittifak ile naklediyorlar. “Oturduk, diyor, Sa’d b. Ebî Vakkas (radıyallâhu anh). Tam muharebenin kızıştığı ve Resûlullah’ın vefat ettiği şayiasının yayıldığı bir anda, o dua edecek, ben ‘Âmin!’ diyeceğim, ben dua edeceğim, o ‘Âmin!’ diyecek. Ben dua ettim ve şöyle dedim: ‘Allahım, hasımlarımızla hesaplaşıyoruz, en güçlü hasımları karşıma gönder, onunla kıyasıya yaka-paça olayım ve sonra haklarından geleyim, sonra da gazi olarak Allah Resûlü’ne döneyim.’

182