Zâhirî sebeplerin vefasızlık ettiği yerlerden biri de Taif’ti. Allah Resûlü mesajını sunacak temiz sineler bulma ümidiyle gitmiş ve başından, vücudundan, ayaklarından, şakır şakır kanlar akarak geriye dönmüştü..45 sonra Akabe’de ilk altı (bir rivayette yedi) kişiyle karşılaşma.. bunlar Es’ad b. Zürâre ve arkadaşlarıydı. Allah Resûlü’nün elini sıkıyor, sonra dönüp Medine’ye gidiyor ve ertesi sene on iki kişi, bir sonraki sene ise ikisi kadın olmak üzere yetmiş iki kişi olarak biat etmek üzere Allah Resûlü’ne geliyorlar.46 Bunların içinde kadın olarak Nesîbetü’l-Mâziniye (İslâm Tarihinin daima şerefle kendisini yâd edeceği Ümmü Umâre künyesiyle andığımız büyük kadın) ve bir de Esmâ binti Amr var.47
Bu büyük kadınlar o günden sonra seferde-hazerde Allah Resûlü’nden ayrılmadılar. Hatta irtidat hâdiselerinde, Ümmü Ümâre, oğlu Habib’in şehit olduğu Yemame’de bizzat yine elinde kılıcı ve Uhud’dakine denk kahramanlığıyla sözünde ve vazifesinin başındaydı.48 Medine’nin bu ilkleri tarafından Allah Resûlü Medine-i Münevvere’ye davet edilir.. ve kumandan, ordusunun başındaydı artık.
O güne kadar kimsenin burnunu kanatmamış, kimseye bir şey dememişti. Hatta O, birine bıçağı verirken dahi onun keskin tarafını, kendine doğru tutar, sapıyla uzatırdı. Çünkü adam ürperebilir, korkabilirdi. Evet O, böylesine incelerden inceydi.. ve o güne kadar hayatında hiç kimseyi incitmemişti. Ne var ki, hak ve hakikatin intişarı ve Kur’ân’ın dört bir yanda şehbâl açması karşısında rahatsız olan, rahatsız olup engellemeye çalışan yarasalara karşı elbette O “Sahibü’l-kadîb”, kılıcını kullanacak ve: “Ey yarasalar! Artık nurun önünü alamazsınız! Size gece yaşamak düşer.. savulun, gündüzün ışık ordusunun ve ışık süvarilerinin önünde durmayın!” diyecekti ve dedi de.