İçeriğe geç

Allah Resûlü’nün harp stratejisini bilmiyorlardı. Kovmuşlar, içlerinden atmışlardı.. işte şimdi de tir tir O’nun karşısında idiler… Bir seneden beri ihkâk-ı hak etmek, onların aldıkları hakkı istirdat etmek ve onların kuvve-i mâneviyelerini kırmak için seriyyeler tertip eden bu insanın nasıl bir erkân-ı harp olduğunu belki birkaç saat sonra anlayacaklardı ama, bunun hiçbir yararı olmayacaktı. Evet, Bedir’de öyle bir erkân-ı harple karşılaştılar ve hiç bilmedikleri bir harp stratejisi ile mukabele gördüler. Derken darman duman oldular.

d. Bütün Hâdiseler Bedir’e Hazırlıktı

Evet, Bedr-i Kübrâ’ya gelinmişti ama, bu geliş basit insanların, hatta sıradan erkân-ı harplerin gelişi gibi değildi. O nereye gittiğini çok iyi bilerek “Bedr’e gidiyorum, düşmanlarımla yaka-paça olacağım!” şuuruyla oraya gelmiş, gelinceye kadar da tam 17 defa değişik yıldırım hareketleriyle düşmanın yüreğini ağzına getirmiş.. ve her evde, her ocakta, her bucakta, şok tesiri yapabilecek güç ve hareket gösterisiyle ruhen onları felç etmiş.. kendi güçleri hakkında onları şüpheye düşürmüştü. Hatta “Mekke ve Mekke civarında (Ümmü’l-Kurâ’da) artık emniyet ve güven yok.” dedirtmiş.. böylece çölü, efkârının yanına çekmiştir ki, artık emniyetin, “Emin” insanın yanında olduğunu herkes kabulleniyordu. Zaten cahiliye de O’na “Muhammedü’l-Emin” deyip, O’nu emniyetin biricik temsilcisi olarak görmüyor muydu? O, gökte de Emindi, yerde de.. lisan-ı nezihinde bir gün hem bir ihtar, hem de tahdis-i nimet olarak şu inkisar-âmiz sözler dökülmüştü: “Ben de emin olamazsam, kim emin olur ki. Ben gökte emin, yerde de eminim.”65

190