Allah Resûlü’nün haberlerinden dışarıya sızan bir tek vak’a bilmiyoruz. Yoksa, bir avuç insanla o kadar kefere ve fecerenin hakkından gelinmesi mümkün değildi. Esbap dairesi içinde inayet ve tevfik; temkin ve tedbirin -inayet sahibinin inayeti ölçüsünde- derin bir buududur; kudret dairesi içinde de temkin ü tedbir, ilâhî tevfikin sığ bir vesilesidir. O, bizim rehberimiz olma mevkiinde, esbap dairesine göre hareket ediyordu.
Sadede dönüyoruz: Cihan harplerinde gördük ki, bir ülkenin limanlarını, ithalat ve ihracatını tehdit altında bulundurmak, onları iktisadî ambargo içine almak, o ülke insanının iki ayağını bir kaba sokmak, yarınlarına karşı onları güvensiz hâle getirmek çok önemlidir. Evet, sizin kanınıza ekmek doğrayıp yemek isteyen hasımlarınızla yaka-paça olmaya doğru giderken veya onları buna doğru çekerken, elbetteki önce onları felç etmeniz gerekecek.
İşte Allah Resûlü de bu yıldırım hareketleriyle hasımlarını böyle felç ediyordu. Artık Mekke’nin güvenliği kalmamıştı ve çöldeki şaşkın adam şöyle düşünüyordu: “Bundan böyle Mekkeli müşrik bizi koruyamaz. Bizim için güvenlik kaynağı olamaz. Öyle anlaşılıyor ki, insanlığın kaderi başkalarının eline geçti. Öyle ise bizim onlara dehalet etmemiz ve uymamız daha uygun olacaktır.” Evet, böyle düşünüyor ve fevç fevç Allah Resûlü’ne dehalet ediyorlardı.
Kimsenin burnu kanamasa bile, kervanlar daima tehdit altındaydı. Evet, bütün bu hareketler esnasında -arz ettiğim gibi- Nahle’de bir tali’sizin, Müslüman oklarına hedef olmasının dışında, herhangi bir insanın kılına dokunulmamıştı.
b. Artık Çöl Emindi