b. İkinci Seriyye
Arkadan hemen ikinci seriyyeyi tertip buyurdu. Ve bunda da kimsenin burnu kanamayacaktı; çünkü maksat bir çıkartma veya indirmeydi. Her şeyde kuvveti esas alanlar kuvvetlerinin ve kuvvet fendinin bozulduğunu görsünler, kuvvetin bir şeye yarasa da her şeye yaramadığını anlasınlar, isteniyordu.. ve kuvvete, hak buudlu kuvvetle mukabele ediliyordu…
Evet, kuvveti elinde tuttuğu hâlde zulme, cebre, gadre, haksızlığa girmeme; aksine güçlü olmakla beraber âdil ve merhametli olma.. hem o kadar ki; şayet yabancı birinin koyunundan süt içecek olsalar “Bunun hakkını verelim de sizin koyununuzdan bir süt içelim.” demeye kadar ukbâ referanslı.. Müslümanlar bu hâl ve davranışlarıyla öyle bir imaj hâsıl ettiler ki, bunlar çöl insanının bilmediği şeylerdi. Bunları hayret içinde seyrediyor ve ihtimal “Acaba gökten, İbrahim’in dediği melekler mi indi?” zannına kapılıyorlardı. Ne tatlı zan, ne tatlı bir düşünceydi bu!
c. Ubeyde b. Hâris Seriyyesi
Ubeyde İbn Hâris (radıyallâhu anh) Allah Resûlü’nün amcası Hâris’in oğlu ve Abdulmuttalib’in de torunuydu. Bedir’de dizleri kesilmiş kanlar içinde, Allah Resûlü’nün huzuruna götürüldüğünde henüz ölmemişti: “Yâ Resûlallah, cephede savaşırken ölmedim, söyle bana Allah aşkına, ben şehit miyim?”51 diyen, yüreği tir tir titreyen Ubeyde İbn Hâris (radıyallâhu anh).
O da, Râbığ vadisinde düşmana bir korku saldı, bir dehşet ve bir velvele verdi.52 Sonra da geriye döndü ki, bu da Kureyş için bir felç ve ikinci bir şoktu. Kureyş’in de Kureyş kervanlarını idare edenlerin de, çölde Kureyş’e gözcülük yapanların da bu şokların tesirinden senelerce kurtulmaları mümkün değildi.
d. Başta O Vardı