İçeriğe geç
إِلَّا تَنْصُرُوهُ فَقَدْ نَصَرَهُ اللّٰهُ إِذْ أَخْرَجَهُ الَّذِينَ كَفَرُوا ثَانِيَ اثْنَيْنِ إِذْ هُمَا فِي الْغَارِ إِذْ يَقُولُ لِصَاحِبِهِ لَا تَحْزَنْ إِنَّ اللّٰهَ مَعَنَا فَأَنْزَلَ اللّٰهُ سَكِينَتَهُ عَلَيْهِ وَأَيَّدَهُ بِجُنُودٍ لَمْ تَرَوْهَا وَجَعَلَ كَلِمَةَ الَّذِينَ كَفَرُوا السُّفْلَى وَكَلِمَةُ اللّٰهِ هِيَ الْعُلْيَا وَاللّٰهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ

“Eğer O’na (Muhammed’e) yardım etmezseniz, bilin ki, inkâr edenler O’nu Mekke’den çıkardıklarında, mağarada bulunan iki kişiden biri olarak Allah O’na yardım etmişti. Arkadaşına (Ebû Bekir’e) ‘Üzülme, Allah bizimledir.’ diyordu. Allah da O’na güven vermiş, görmediğiniz ordularla O’nu desteklemiş, inkâr edenlerin sözünü alçaltmıştı. Ancak Allah’ın sözü yücedir. Allah Azîzdir, Hakîmdir.”28

Evet, nasıl ki, siz yardım etmediğiniz bir zamanda, Allah (celle celâluhu), Nebisini bırakmamış ve bütün şerir güçlerin karşısında O’na yardımda bulunmuştu.. öyle de sadakat ve samimiyetiniz ölçüsünde size de yardım edecektir.

Allah Resûlü, Kur’ân’ın ışığı altında sürekli cemaatine bu yolu gösteriyordu ki, böyle bir cemaatin altta kalması, ezilmesi düşünülemezdi, nitekim kalmadı ve ezilmedi de. Öyle ise, yeryüzündeki muvazene garantörlüğü adına, Müslümanlar, her zaman hazırlıklı, tetikte, gerektiğinde ve çağrı vuku bulduğunda mutlaka cephede olmalıdırlar. Aksi davranış günahtır; tevbe ve istiğfar ister… İşte saadet çağındaki misali:

وَعَلَى الثَّلَاثَةِ الَّذِينَ خُلِّفُوا حَتَّى إِذَا ضَاقَتْ عَلَيْهِمُ الْأَرْضُ بِمَا رَحُبَتْ وَضَاقَتْ عَلَيْهِمْ أَنْفُسُهُمْ وَظَنُّوا أَنْ لَا مَلْجَأَ مِنَ اللّٰهِ إِلَّا إِلَيْهِ ثُمَّ تَابَ عَلَيْهِمْ لِيَتُوبُوا إِنَّ اللّٰهَ هُوَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ
165