İçeriğe geç

Evet, Ebû Talib’i alırken O’nun bir dayanağını alıyor, Hz. Hatice-i Kübrâ’yı (radıyallâhu anhâ) alırken ayrı bir dayanağını alıyor, böylece, arkadan gelenlere en büyük dersi vermek üzere O’nun nazarında sebepleri birer birer yok ediyor, O’nu Müsebbibü’l-Esbab’a çeviriyor ve sanki O’na şöyle diyor: “Sen daima ‘Allah (celle celâluhu)’ demeye namzet birisin; görmüyor musun ki, daha dünyaya gelmeden babanı, geldikten az sonra ananı, daha sonra dedeni, evet, seni kim himaye ettiyse birer birer elinden alarak daima sana şunu ihtar etti: “Habib-i Zîşânım, sakın ha, gözlerinin içine başka hayal girmesin! Her zaman Beni ara, Beni gör, Beni duy, Beni bil ve kâinatta, her çaldığın kapının arkasında Benim sesimi duymaya çalış!”

Allah’ın, O’nu yaşamaya zorladığı bu yol; ağır, çetin, zor, tahammülfersâ idi ama, Hz. Muhammed Mustafa’nın (sallallâhu aleyhi ve sellem) götüremeyeceği bir yük değildi; çünkü O, Allah’ın (celle celâluhu) gücüyle çok güçlü, Allah’ın (celle celâluhu) kuvvetiyle çok kuvvetli, acz u fakriyle kanatlı, yenilmez bir insandı.

173