Yıldırım hareketleri birbirini takip ediyordu. Bu seriyyelerden sonra, doğrudan doğruya Allah Resûlü, iki yüz kişilik bir kuvvetin başına geçerek Şam’a giden Kureyş kervanını tehdit edecekti. İş o kadar mükemmel planlanmış ve öylesine yollar kontrol altına alınmıştı ki; eğer Allah Resûlü: “Geçin, gidin!” demeseydi, kervanın geçip gitmesine imkân yoktu.
Bu öyle bir tehdit idi ki, Kureyş’in yürekleri ağızlarına gelecek, ödleri patlayacaktı. Allah Resûlü bizzat işin başında bir nârâ atıyor, ortalığı velveleye veriyor, ormandaki aslanların ödünü koparıyor ve yine hiç kimseye ilişmeden, kimsenin kılına dokunmadan geriye dönüyordu.53
Benzeri bir mülâhaza ile yine Allah Resûlü, az bir kuvvetin başında Buvat’ta düşmanlarıyla karşılaşıyor, onlara gözdağı veriyor ve geriye dönüyor.54
Aynı çizgide Veddan’da düşmanlarıyla karşılaşıyor, yine yüreklerine korku salıyor.. ve herkese çapulculuğa karşı çöl emniyetinin garantörü olduğunu hatırlatıyor ve geriye dönüyor.55
e. Abdullah b. Cahş Seriyyesi
En son Abdullah b. Cahş ki, bu da halasının oğluydu ve vazifelendirdiği kimseleri hep yakınlarından seçmiş idi.. ilk emirleri de yakınlarından seçmiş ve dinî karabeti cibillî karabetle tahkim etmişti. Zira o güne kadar, Müslümanlar silah kullanarak hasımlarıyla hesaplaşmamışlardı. Akrabalarıyla kavga etmek, akrabalarını öldürmek ise çölü de, çölün kanunlarını da altüst etmek demekti. Bu itibarla “Bedr-i Kübrâ” çok önemliydi. Bedr’e giden yol da, bu seriyyelerden geçiyordu. Bedr-i Kübrâ’ya giden bu yolda O, seriyyelerin başına Hz. Hamza, Ubeyde İbn Hâris, Sa’d İbn Ebî Vakkas ve Abdullah b. Cahş gibi yakın akrabalarını seçmiş.. ve bu çetin, çöl mantığına ters, ağır sorumluluğu yakınlarına yüklemişti. Bu arada üç-dört seriyyede de bizzat kendileri bulunmuşlardı.