Evet, bu konuda olağanüstü bir hassasiyet lâzımdır ki, arkadan gelenler bir boşlukla karşılaşmasın. Aksi hâlde –Allah muhafaza– bir başıbozukluk içine girilmesi muhtemeldir. Zaten öyle bir başıbozukluk arkasında çöküntü getirir ve o çöküntünün önünü almak da mümkün olmayabilir. İşte Osmanlı, önümüzde örnek!. Son bir-iki asırdır artık padişahlar ve hünkârlar ordularının önünde cephede değillerdir. Hemen hemen hiçbiri, “Beni şehit eyle, Din-i Mübin’i aziz eyle!” diyen Murad Hüdavendigârlar gibi kıvamında değildir. Pekâlâ kötü mü idi bu insanlar? Hayır, kötü değillerdi. En az günümüzün iyileri kadar iyi idiler.. evet, bu, onlar kötüdür mânâsına gelmez. Ne var ki, olmaları gerektiği ölçüde olmadıkları da bir gerçek. İrtidat cereyanına karşı “Hiç kimse gelmese bile ben tek başıma bu mürtetler güruhu ile savaşırım!” diyebilecek kadar iyi değillerdi ve bütün bunlar çöküş dönemi emareleri sayılabilirdi.76
Allah Aşkına
O hâlde gelin Allah ve Resûlullah aşkına, bugüne kadar hazırlanan umranlar üzerine birer mirasyedi gibi konan bizler, evet, çok güzel şeyleri ecdadından tevârüs eden bizler, bir çözülüşün, ardından yeni bir çöküşün vesileleri olmayalım. Evlerimiz birer harabeye dönmesin! İlim, irfan yuvaları birer baykuş yuvası olmasın!
Bunlara “Âmin!” demek kolay ama, bu iş samimiyet ve safvet ister. Kendini düşünmeme, yaşama zevkine dilbeste olmama, yaşatma delisi olarak toplumu kucaklama, “Başkaları imanla hayatın enginliklerine ulaşamayacaklarsa, benim yaşamamın bir anlamı yoktur.” mülâhazasına kilitli olmayı ister.
Tekrar Keyfiyet
Dipnotlar
- 76 Bkz.: Buhârî, zekât 1, istitâbe 3, i’tisam 2; Müslim, îmân 32.