İçeriğe geç

İbadetler, itikada ait meselelerin bir yönüyle blokajı, bir yönüyle de onları inkişaf ettiren fakülteler gibidir. Zira ibadet olmaz ve günümüzde çok yaygın bir kanaate göre hareket edilerek, din vicdanlara hapsedilirse –hafizenallah– inhiraf edip mahvolma ve tabiî ki bunun neticesi olarak dünya ve ukbâ hayatını kaybetme kaçınılmaz olur. Evet, insanın, değişik kaymalarından korunması ve inancını sağlama bağlaması ancak ibadetle mümkündür. Bu açıdan, rahatlıkla denilebilir ki, bir mü’minin kendi olması ve özüyle bütünleşmesi ancak ibadet ile olabilir. Kant’ın “Allah nazarî akılla değil, amelî akılla bilinir.” tespiti de bu hükmü doğrulama istikametinde söylenmiş olduğu kabul edilebilir.

Evet, insan ilmî araştırmalar neticesi Allah’a iman edebilir ama bu nazarî bir imandır. Onun gerçek imana dönüşmesi ve imanla hedeflenen seviyeye yükselmesi, ancak ibadet ü taatle gerçekleşebilir. Bu açıdan denebilir ki, ibadet, tabiatının bir parçası hâline gelmeyen ve onda derinleşemeyen bir insanın kayması ve yoldan çıkması daima melhuzdur. Ve buradan hareketle, “İnanıyorum ama içki de içiyorum veya namaz kılamıyorum…” diyen insanların teminat kordonlarından birinin kopuk olduğunu söyleyebiliriz. Bu kişiler sözlerinde sadık iseler, imanlarını amel ile desteklemeli, yapageldiği ibadetlerle Hak kapısının azat kabul etmez kulları olmalıdır ki, gerçek ve hakikî anlamda iman etmiş olsunlar.

Bu sebeple 20. asrın, 21. asrın münevver gençleri, tamamıyla fiziğe ait dünyalarda bile metafiziğe açılan kapılar aralamalı, nazarîden pratiğe yönelmelidirler. Fizik laboratuvarından metafiziğe yani medreseden tekyeye bir yol vurup gerçeğe ulaşmanın her yolunu mutlaka denemelidirler. Aksi hâlde, Kur’ân’dan ve Resûlullah’tan asırları bulan gurbetimiz devam edeceğe benzer.

İrşad Ruhu

103