Bakın ben, farklı ruh hâletine sahip birisi olarak, yıllardan beri bazı meselelerde hep kendimi tadil etmeye çalışmışımdır. Meselâ, objektif olmayan hususî anlayışıma göre ben, Allah’a inanmış bir insanın bedenini düşünmesini çok tuhaf karşılıyor, birkaç saat bile olsa, Allah yolunda hizmeti terk etmesini garip buluyor, Hak yolunda hizmet ederken maaş almanın izahını yapamıyor; hatta alınan o parayı zehir gibi görüyor ve bu hususlarda zayıf olan insanlardan din-i mübin-i İslâm’a ne fayda gelir diye düşünüyorum. Ne var ki ben, bu görüşlerimin objektif olmadığını da biliyorum. Buna rağmen şimdi kalksam ve benim görüşlerime uygun hareket etmeyen, benim gibi düşünmeyen insanları ademe mahkûm etsem, herhâlde mahkûm olmadık kimse kalmayacaktır. Bu da benim kendimi yalnızlığa mahkûm etmem anlamına gelir.
Bir de Hazreti Üstad’ın o engin düşüncesine bakın: Hafız Tevfik, herkesin Üstad’dan kaçtığı dönemde ona talebe olup Risaleler’i eliyle istinsah eden şanlı ve devâsâ bir insandır. Nur’un ilk kahramanlarından olan bu zat, ihtimamla fötr giyen birisidir. Aynı zamanda sigara tiryakisidir. Üstad ona, üç-beş sayfa risale yazdıktan sonra dermiş ki, “Tevfik’im, sen kalk biraz dışarıda dolaş.”30 Şimdi soruyorum, kaçımız bu ölçüdeki insanlarla birlikte olmaya katlanabiliyor ve onları rantabl olarak değerlendirebiliyoruz? Yine Üstad kendi aralarında fikir münakaşası yapan talebelerini görünce, her şeyi üzerine alır ve “Kabahat bende!”31 dermiş. Evet, onun hayatı hep bu engin müsamaha anlayışı içinde geçmiştir.
Dipnotlar
- 30 Necmeddin Şahiner, Son Şahitler Bediüzzaman’ı Anlatıyor 3/74.
- 31 Bkz.: Bediüzzaman, Şuâlar s.312 (On Üçüncü Şuâ). s.490 (On Dördüncü Şuâ).