İçeriğe geç

Günümüzde Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) ve O’nun şanlı ashabının açtığı yolda ilerleyerek, maddî ve mânevî buudlarıyla irşad ve tebliğ yolunda koşturanlar, bana öyle geliyor ki, ruhen hep o ilklerle beraberler. Yani inançta, amelde, duyguda ve düşüncede onlarla birleşebildikleri ölçüde, sahabe-i kiramın ruhanî maiyyet ve teyidatı altındadırlar. Meselâ, onlar binlerce insanın şehadetiyle bin bir türlü maddî-mânevî sıkıntılara göğüs gererek, dur durak bilmeden bu yolda koşuyorlar.

Öyleyse onlar, Bedir’e, Uhud’a, Huneyn’e iştirak edenlerle aynı çizgide birleşiyorlar demektir. Bu ise, –inanın bana– Hazreti Hamza’nın, Şüheda-yı Uhud’un ruhaniyatı onlarla birliktedir anlamını taşır. Yanlış anlaşılmasın, bu, onlar bizim bulunduğumuz buudda ve bizim anladığımız mânâda bu faaliyetlere iştirak ediyorlar demek değildir. Belki bu, onlar kendi bulundukları buudların şartlarına ve Allah’ın vermiş olduğu izne göre, asırlar sonra da olsa, aynı düşüncenin hizmet gönüllüleri ile bir ve beraberdir mânâsına gelir.

Akıl – Mantık – His Beraberliği

Üstad Hazretleri’nin Mesnevî’de ifade ettikleri gibi, insan nebatiyet, hayvaniyet ve insaniyet mertebelerinde gezinip duran bir varlıktır.6 Bu insan fıtratının tabiî bir hususiyetidir. İnsanın bunu aşabilmesi ve sürekli en zirve mertebede karardîde olabilmesi oldukça zordur. Evet, insan her zaman tabiatını meydana getiren unsurların hususiyetlerini hisseder ve bu unsurlar onun davranışlarına mutlak mânâda tesir eder. Öyle ki mahiyetinde turab ağır basanlar turabî, hava ağır basanlar havaî, ziya ve su ağır basanlar da ziyaî ve maî olurlar. Yani toprağın, havanın, ışık ve suyun hususiyetlerini hisseder ve ettirirler.

56