İçeriğe geç

Müslümanlar dünyanın her yanına, Kur’ân’ı, Kur’ân düşüncesini, dinin güzelliklerini taşımaya talip olmalı. Bu yolda biz O’nun kuvvetiyle güçlüyüz. Gına O’ndan ve O’nun gınasıyla zenginiz. Hepimiz boynu tasmalı, O’nun kapı kullarıyız ve öyle kalmaya da kararlıyız. Süleyman Çelebi’nin ifadesiyle “Bir avuç dünya toprağına minnetimiz yok bizim…” ve şair Bâkî’nin ifadesiyle:

“Baş eğmeyiz edâniye dünya-yı dûn için
Allah’adır tevekkülümüz, itimadımız.”

Evet, bu uğurda bin defa ölüp dirilmeye –Allah’ın izniyle– hazırız. Yeter ki O’nun yüce adının ufkumuzda şehbal açmasını gerçekleştirebilelim. Âşıkıyız bu işin. Delisiyiz, mecnunuyuz imana ve Kur’ân’a hizmetin. Üstad’ın yaklaşımları ile, kimilerine mutlak iman,48 kimilerine iman-ı kâmil,49 kimilerine ihlâs-ı etem50 yolunu göstermek ve kimilerine de iman panjurunu aralayacak şekilde bazı şeyler hissettirmek düşüncesindeyiz.51 İnsanlar için illâ şu seviyede veya bu mertebede olacak şeklinde bir düşüncemiz yok, böyle bir talebimiz de yok. Hırs sayıyoruz bu kabîl düşünceleri. Hatta Allah’ın işine karışmak olarak nitelendiriyoruz. Bir taraftan herkesi kendi konumu içinde kabulleniyor, öte yandan da, ulaştığımız noktayı yeterli görmüyor ve “Daha yok mu Allahım?” diyoruz. Bu uğurda tıpkı Hulefa-i Râşidîn ve Osmanlılar’da olduğu gibi, başkaları ile boğuşmadan, iktidar, idare kavgası verme yerine sinelerimizde, dillerimizde “Lâ ilâhe illallah”, gönüllerimizin ilhamlarını, önümüze çıkan herkesin ruhuna boşaltma çabası içindeyiz. Böyle davranınca, mâşerî vicdanın bizi kabulleneceğini ve Allah’ın bize başarılar ihsan edeceğini ümit ediyoruz.

104