İçeriğe geç

Şimdi, devran döndü, bize geldi. Bütün cazibesi, süsü ve ziyneti ile dünya hayatının bizi çağırıp bağrına bastığı günümüzde, bizlerin “Biz burada doymak için değil, tatmak için varız.. doymayı öbür âleme bırakıyoruz.. İslâm’a omuz verilmesi gerekli dönemde bedenî hazları terke karar vermişiz, kalb ve ruhun derece-i hayatına ulaşmak hedefimizdir…” diyerek, tıpkı Hazreti Osmanların, Abdurrahman İbn Avfların yaşadıkları hayatı her şeye rağmen deyip iradî olarak tercih etmeliyiz.

Aksi hâlde ötede, onlarla beraber bulunmak bir hayli zor olacaktır. Hem, inanç, duygu, düşünce ve fedakârlık çizgisinde sahabe ile buluşmadıktan sonra, onlarla aynı safta haşr u neşr olmak nasıl mümkün olacak ki?..

Sorumluluk Yüklenme

Geçenlerde kendileri ile tefsir, fıkıh, hadis okuduğumuz arkadaşlarla bir araya gelmiştik. İhtimal hepsinin düşüncesi adına bir sözcü ayağa kalktı ve “Üzerimizde o kadar hakkınız var. Size karşı bu hakkımızı nasıl ödeyecek ve sorumluluğumuzu nasıl yerine getireceğiz?” dedi. Cevaben dedim ki: “Hayır! Yüzlerce defa hayır! Kat’iyen benim sizin üzerinizde bir hakkım söz konusu olamaz. Vâkıa, sizin öyle düşünmenizde bir mahzur yoktur ve öyle düşünmekle Allah karşısında hata işlemiş olmazsınız ama ben, böyle bir şeyi değil düşünmek, aklımdan bile geçirsem, en büyük haksızlığı irtikâp etmiş olurum.”

Evet, sorumluluğumu yerine getirirken, başkalarına sorumluluk yükleyemem. Herkes ne biliyor ve ne kadar biliyorsa, onu öğretmekle mükelleftir. Aksi hâlde insan, âyet40 ve hadislerde,41 “zecr” ifadeleriyle anlatılan hakikatleri ketmetme durumuna düşer ki, Allah böyle bir âkıbetten hepimizi muhafaza buyursun.!

Evet, düşüncelerin tashihi bence çok mühimdir. Zira amelde sırat-ı müstakîme ancak doğru düşünce ile ulaşılabilir.

Taklit ve Şuur

92