İçeriğe geç

İster fert isterse külliyen, başkalarının bizim hakkımızda suizanda bulunmalarının doğru olmadığı muhakkak. Bunun dinî tabirle ifadesi “haram”. Ancak bizim de, onların hakkımızda suizanda bulunmalarına sebebiyet verebilecek davranışlar veya bulanık tavırlar içinde bulunmamız birer saik sayılabilir. Ben öteden beri hep bu endişeyi taşımışımdır. Yani acaba bizler, kendimizi anlatma ve tanıtma adına bize düşeni yapabildik mi? Şayet yapamadı isek ve hâlen yapamıyorsak başkalarına günah işletiyoruz demektir.

Sahip olduğumuz düşünce ve misyon itibarıyla bize olabildiğine yabancı olan insanların, meselâ bazı gazete yazarlarının –isimleri önemli değil– bizi anlamaları zannediyorum zor olacaktır. Evet, her şeye rağmen bizler, yine de söz ve davranışlarımızla kendimizi anlatmak zorundayız. Ta ki başkalarını günaha sevk etmiş olmayalım.

Övgüde Ölçü ve Bazı Düşünceler

Basında lehimizde ve aleyhimizde çok yazılar çıktı. Bazıları takdirlerini gazete beyanları ile iletirken, bazıları da kin ve nefretlerini konuşturdu veya endişelerini dile getirdiler. Bu arada bazı dost ve arkadaşlar da şahsen benim kendilerinden beklemediğim bir üslûp ile yapılan işleri ve o işleri yapanları değerlendirmelere tâbi tuttular.

Evet, bazı dostlar Allah’ın izniyle gerçekleştirilen bu gönüllüler hareketini takdir ve tebcilde öyle ifadeler kullandılar ki, bundan bazı düşüncelerin bulandığını söyleyebilirim. Meselâ, bütün bu olup bitenleri bazı şahıslara mâl ederek sanki bu ülkede yapılan faaliyetlerin hepsini biz yapıyormuşuz, biz düşünüyormuşuz gibi bir havaya girdiler. İşte bu işlerin arkasındaki “devâsâ kametler” demeye başladılar. Bence bunlar kat’iyen doğru değildir. Çünkü her şeyden evvel bizleri bu işte cebr-i lütfî olarak istihdam eden Hazreti Allah’tır (celle celâluhu). Eğer biz, biz olarak iradelerimizle bu işin içine girseydik, –zannediyorum– muhtemel sıkıntıları nazara alarak daha baştan kaçacak delik arayacaktık.

51