3. Problemi nihâî planda çözüme kavuşturabilecek üst seviyedeki birisine intikal ettirmek. Fakat insan, problemi o zata arz ederken tıpkı bir muhabirin yaptığı gibi, vak’ayı rapor şeklinde anlatmalı. Hem de garazsız ve ivazsız bir şekilde. Gereksiz yere isim tasrih etmemeli, ses tonunu, yüz işmizazlarını değiştirmemeli, “Böyle böyle bir problem oldu. Tedavi etme adına teşebbüslerim oldu. Fakat altından kalkamadım veya olmadı. Çünkü altında kalıp ezileceğim vehmine kapıldım. Onun için meseleyi zat-ı âlînize getirdim.” denmelidir.
Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) döneminde de birçok problem oluyor ve mesele kendisine isim tasrih edilmeden anlatılıyordu. O da minbere çıkıyor, problemi ve ardından çözüm yolunu söyleyerek meseleyi hallediyordu.11
İşte biz bu tür nüanslara, tertibe, terkibe tam riayet edemediğimizden dolayı, problemleri götürüp çözümsüzlüğe mahkûm ediyoruz. Meselâ, hiç gereği yok iken tutup, alâkasız şahıslara meselelerimizi anlatıyoruz. Hâlbuki bu tür şeyler yetkili, selahiyetli, nihâî bir zata ve zamanında anlatılmalıdır.
Unutmayalım bizim Kur’ân yolunda olduğuna inandığımız insanlar aleyhinde, yarım kelimelik dahi olsa söz söylemeye hakkımız yoktur. Aksi hâlde Kur’ân’ın haram dediği gıybeti işliyoruz demektir.
Şikâyet – 2
Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) “Ashabımdan hiç kimse diğeri hakkında bana söz taşımasın; zira ben sizin huzurunuza selim bir kalb ile çıkmak istiyorum.”12 buyuruyor. Buradan hareketle, kalb-i selim ile Rabbisiyle mülâki olmak isteyen herkes, kendisini ilgilendirmeyen mevzuları, başkaları hakkında söylenen sözleri dinlememeye kendisini şartlandırmalıdır. Bu husus bir dava uğrunda kader birliği yapmış arkadaşlar arasında çok daha fazla önem arz etmektedir.
Dipnotlar
- 11 Buhârî, eymân 3, hiyel 15; Müslim, imâret 26, 27, 28, 29.
- 12 Tirmizî, menâkıb 33; Ebû Dâvûd, edeb 28; Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 1/395.