Evet, sizler kıyıda-köşede birikmiş paranızı nasıl âtıl bırakmaz, onu değerlendirme cihetine gidersiniz. Öyle de insan enerjisi kullanılmayıp boş ve âtıl kaldığında kendi aleyhine işler. Onun için tıpkı paranız gibi, enerjinizi de değerlendirme yollarını arama mecburiyetindesiniz. Öyle ise inanan insanlar olarak biz âtıl olamaz, tembel tembel ve miskin miskin oturamayız.. oturamayız zira, mü’min olmanın temel özelliği aksiyon öncelikli düşünce insanı olmaktır.
İslâm ve İnanç – Amel Münasebeti
İslâm’ın biri inanç, diğeri de amel olmak üzere iki yanı vardır. Bunlar eskilerin ifadesiyle birbirinin “lâzım-ı gayr-ı mufârıkı” yani ayrılmaz parçalarıdır.
İnanç; dinî literatürdeki ifadesiyle itikat, aksine ihtimal vermeyecek şekilde inanma demektir. Meselâ, Allah, Hazreti Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem), Kur’ân, ahiret vb. inanılması gerekli olan inanç manzumesindeki şeylere, aksine ihtimal vermeyecek şekilde inanma, her mü’mine mükellefiyet olarak yüklenen hususların başında gelir. Bizler böyle bir inanç seviyesine ulaşabilmek için, elimizden gelen her şeyi yaparız; daha doğrusu yapmamız gerekir.
Amele gelince; Kur’ân’ın ifadesiyle “amel-i sâlih” yani eksiksiz, kusursuz, arızasız iş, bu da inancın yanında İslâm’ın ikinci önemli unsurudur. Meselâ, ibadet, bu konuda “olmazsa olmaz” deyimi ile ifade edilebilecek bir yere sahiptir. Namaz, oruç, hac, zekât gibi yükümlülüklere ibadet, bunları yapmaya ubûdiyet, yapana âbid, ibadet yapılan Zât’a da Mâbud denir ki bu kelimelerin hepsi de aynı kökten gelmektedir.