İçeriğe geç

Evet, o aç, susuz, giysisiz insanlar, açtıkları küçücük evlerde “kira” parasını bile vermekten âciz kişiler; ceketlerini satıp veya hatırlarının geçtiği kimselerden borç alarak oturdukları evin kirasını ödeyen o kahramanlar sayesinde bugünlere geldik. Hatta sizin iyi bildiğiniz birisinin bile, hizmet için aldığı iki yüz lirayı, iki senede ödeyemediği söz konusudur. Nihayet bir gün borç aldığı şahıs, kendisine hatırlatarak; “O parayı risale alıp dağıtmak için almışsınızdır, isterseniz size hakkımı helâl edeyim.” der. Kabul etmez. Çok net hatırlamamakla beraber zannediyorum, birisinden borç alarak o borcu öder. Zira o günkü düşünceye göre –ki bugün de hâlâ geçerlidir– “Al şu parayı, evin ihtiyacını karşıla.” denmesi, bu insanlara karşı yapılmış en büyük hakaret sayılırdı. Hatta onlara küfür gibi gelirdi bu masumane teklif.

Şimdi bizim, o samimî oluşumu, işin temelindeki insanların safvet ve samimiyetleri ölçüsünde temsil ettiğimizi söylemeye imkân var mı? İhtimal bizim yaptığımız mini bir şablonculuk ve bir taklit. Ama bu ruh hâleti bile, tıpkı büyük deryaların büyük dalgaları gibi mâşerî vicdanlarda mâkes buluyor.

Evet, bugün dünyanın dört bir yanına hicret buudlu bir göç dalgası varsa, işte bu “ani’l-merkez” güçten kaynaklanmaktadır. Bu gücün arkasında, arpa kadar bir şeyi hediye olarak kabul etmeyen Hazreti Bediüzzaman vardır. Hulusi Efendi, Zübeyir Gündüzalp, Mustafa Sungur, Bayram Yüksel, Abdullah Yeğin ve emsali dava erleri vardır. Hayatlarını Allah Resûlü’nün Suffe Ashabı gibi geçiren ve sahabe safvetinin temsilcileri olan kişiler vardır.

Ve Bugünler…

123