Yalnız benim âyetin ruhundan anladığım mânâ, yeryüzü mirasçılarının bilmediği, bilemediği yerlerin de mirasçısı olduğudur. Zira âyetin nazil olduğu dönem itibarıyla meseleye bakacak olduğunuzda, o gün İslâm’a sahip çıkanlar belli bir coğrafyada söz sahibiydiler. Bu ortamda Kur’ân’ın “Yeryüzüne salih kullarım mirasçı olacak.”60 demesi, yukarıda ifade ettiğim hakikati akla getirir. Demek ki Cenâb-ı Hak, ilmî planda bunu takdir buyurmuştur. Zamanla bu takdir, şehadet âleminde vukua gelmiştir ve gelecektir.
Dünya Tutkusu
Kutsî bir davaya gönül vermiş kimseler, bu dünyada ahireti kazanmak için bulunduklarını kat’iyen hatırlarından çıkarmamalıdırlar. İradeleri, hadisin ifadesiyle “dünya ve mâfîhâ” yani dünya ve dünyanın içindeki her şey, onlara koşa koşa, güle güle gelse bile, bu alperenler rahatlıkla “Git, bana lâzım değilsin!”61 diyebilmelidirler. Zira, bu insanların şahsî açıdan ahiretlerini kurtarmanın yanında, başkalarına örnek olmaları da bahis mevzuudur ki, bu bence, birincisinden çok daha önemlidir. Bu açıdan bana göre İslâm davasını en önde temsil eden kişilerin, dünya ile ilgileri olmamalı.. ve bunların evleri, barkları bulunmamalı.. ay sonunu zor getirecek derecede maaş ile yaşamalıdırlar. Hazreti Ömer’in hilâfeti döneminde bir valisinin kendi evinin önüne yaptırdığı sundurmalığı yıktırdığını62 hatırlatıp geçelim.
Uyuşturucu
Dipnotlar
- 60 Enbiyâ sûresi, 21/105.
- 61 Bkz.: el-Beyhakî, Şuabü’l-îmân 7/343, 345; el-Hâkim, el-Müstedrek 4/344.
- 62 Bkz.: İbn Asâkir, Târîhu Dimaşk 55/281.