Bana göre bu insanlar, İslâm tarihi boyunca, bu yüce dava uğrunda, çile çeken insanların onda biri kadar çile çekmemişlerdir. Allah’ın lütuflarını kendimize mâl ederek caka yapmayalım. Şayet bu hususta ben yanılıyorsam –ki yanılmayı çok isterim– bu uğurda evini barkını satan, hakikî anlamda çile ve ızdırap çeken, işini, imkânlarını terk ederek diyar diyar dolaşan yoktur. Varsa, gelsin onların dertlerini paylaşalım ve ona: “Sattığın eve bedel, al şu evi!” diyelim.
Benim bu sözlerimin sizleri rencide etmeyeceğini umarım. Vak’ayı rapor şeklinde, sizlerden tecrit ve tecerrüt düşüncesi içinde söyledim bütün bunları. Evet bu faslı “El-insaf!..” deyip ve peşi peşine iki nokta koyup geçiyorum.
Yapılan işlerin ruhuyla alâkalı bir diğer hususu hatırlatmakta fayda mülâhaza ediyorum: Dinimize, milletimize hizmet yolunda bulunan fertlerin birbirleriyle uyumlu bir şekilde çalışmaları çok önemlidir. Kur’ân’ın, “Bazınızı bazınıza fitne kıldık.” veya “Bazınızı bazınızla imtihan ettik.”27 iş’âr ve irşadı açısından denebilir ki, biz adavet ehli küfür dünyası ile imtihan olduğumuz gibi, kendi içimizde de imtihan olacağız. Tabiî böyle bir imtihan, bize ayrı bir sevap kazandıracaktır.
Bu noktadan hareketle diyebilirim ki, bana göre ahlâken en mazbut insan, Kur’ân ve Sünnet’in ölçüleri içinde en huysuz insanlarla bile geçinebilen, onlara karşı tavırlarını ayarlayabilen insandır. Daha önceleri aynı şeyi ifade ederken, “En iyi insan, kobralarla bile arkadaşlık yapabilen insandır.” demiştim. Rica ederim, Uzakdoğu’daki bir kısım yogiler kobralarla arkadaşlık yapabildikleri hâlde, bize ne oluyor ki biz birbirimizle geçinemiyoruz.! Hem de kutsî bir mefkûre etrafında…
Dipnotlar
- 27 Bkz.: Furkan sûresi, 25/20; En’âm sûresi, 6/165.