“Kim nefsinin hırslarından, cimriliğinden kurtulursa işte onlar kurtuluşa erenlerdir.”200
Bunun aksine, Cenab-ı Allah’ın bize ihsan ettiği nimetleri başkalarıyla paylaşmamak ise, insanın ebedî hayatı adına tehlikeli bir zeminde dolaşması demektir ki,
“Allah’ın kendilerine lütfu ile bol bol verdiği nimetlerde cimrilik edip harcamayanlar, sakın bu hali kendileri için hayırlı sanmasınlar. Hayır! Bu, onların hakkında şerdir. Cimrilik edip de vermedikleri malları, kıyamet günü boyunlarına dolandırılacaktır. Göklerin ve yerin mirası Allah’ındır (Bütün mülk O’na aittir ve O’na kalacaktır). Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.”201 mealindeki âyet bu akıbeti hatırlatmaktadır.
d. Rahmete Vesiledir
Zekât, kulu Rabbine yaklaştırmasının yanında O’nun rahmetine nail olmaya da en büyük bir vesiledir. Malumdur ki Allah’ın (celle celâluhu) rahmetine en çok nail olanlar, O’nun emirleri doğrultusunda hareket edenlerdir. Başkalarına merhamet edip ihtiyaçlarını gidermek, ilâhî rahmete çıkarılmış bir davetiyedir. Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem),
“Birbirlerine merhamet duygularıyla muamele edenlere Rahmân merhamet eder. (Öyleyse) siz, yeryüzündekilere merhamet edin ki Allah da size merhamet etsin.”202 derken bu hakikati ifade etmektedir.
Kur’ân-ı Kerim, zekâtın, Allah’ın rahmetini celbettiğini şu ifadeleriyle anlatır:
“Rahmetim her şeye şamildir. Onu, takva dairesinde yaşayanlara, zekât verenlere ve âyetlerimize inananlara nasip edeceğim.”203