İçeriğe geç
1. Bölüm

Takdim Yerine

Takdim Yerine

Zekât ve namaz, İslâm’ın en başta gelen iki rüknüdür. Namaz, bedenî ibadetleri, zekât ise malî ibadetleri temsil eder. Kur’ân’da birçok âyet-i kerimede zekât ve namaz birlikte zikredilir. Kur’ân’ın namazdan sonra en fazla üzerinde durduğu ibadet, zekâttır. Cenâb-ı Hak, Yüce Kitabı’nda zekât vermeyi mü’min olmanın çok önemli bir şiarı olarak ortaya koyar ve bu mükellefiyeti yerine getirenleri uhrevî nimetlerle müjdeler. Zekât vermeyenleri ise şiddetle ikaz eder ve ahirette onları bekleyen büyük azaba dikkat çeker.

Niçin?

Allah, insan nefsini mala karşı olabildiğince düşkün yaratmıştır. Ama aynı zamanda ona, çok sevdiği mallarının bir kısmını fakirlere vermesini emretmiştir. İşte nefsini dinlemeyip bu emri yerine getirenlerdir ki Allah’a sadakat ve bağlılıklarını ortaya koymuş ve kulluk vazifelerini eda etmiş olacaklardır. Zekât, kulluk imtihanını başarıyla geçip Allah’ın hoşnutluğunu kazanabilmek, uhrevî nimetlere nail olabilmek için çok önemli bir vesiledir.

Zekâtın bu taabbudî mânâsının yanında hem veren hem alan hem de toplum açısından pek çok fayda ve maslahatları temin ettiğinde şüphe yoktur. Zekât vesilesiyle infak ve tasadduka alışan bir kişi, nefsini cimrilik hastalığından, tul-i emel illetinden ve maddenin esiri olmaktan kurtarır. Hem malına bereket kazandırmış hem de onu korumuş olur. Zekât verdiği kimselerin sevgisini kazanıp dualarını alır.

Zekâtı alan kişi, ihtiyaçlarının altında kalmaktan ve fakirliğin getireceği pek çok olumsuzluktan kurtulur. Muvakkaten de olsa rahat bir nefes alır. Hatta yerine göre yeniden çalışma gücüne, üretme imkânına kavuşur. Zenginlere karşı içinde oluşacak haset ve kıskançlık duyguları izale olur.

1