Üçüncü Bölüm Zekatla Gelen Maslahatlar
GİRİŞ
Zekât, hem veren hem de alan açısından; hem fertlere hem de topluma dönük yönleriyle birçok dünyevî-uhrevî faydayı içinde barındıran bir ibadettir. İnsanlar arasında var olan ve olması kaçınılmaz bulunan farklılıklardan doğması muhtemel zararları en kestirmeden izale etme potansiyeline sahiptir. Tarih bunun en çarpıcı misalleriyle gözlerimizin önündedir. Şayet bugünün müminleri olarak bizler zekâta gerçek hüviyetiyle işlerlik kazandırabilmiş olsaydık, birilerinin iddia ettiği gibi onun, bir “burjuva sadakası” olmadığını görecek, aksine fakirliğin ortadan kaldırılması adına nasıl müessir bir faktör olduğunu müşahede edecektik. Yine onunla dilencilerin dilencilikten kurtulduğuna şahit olacak; kimi fakirlerde biriken kin, nefret ve gayzların da eriyip gittiğine şahit olacaktık. Dahası zekât sayesinde anarşinin yollarının kesildiğini görecek ve huzur dolu bir toplumun fertleri olarak âsûde bir hayat sürecektik.
İslâm’ın getirdiği, iktisadî hayata katkıda bulunan, ona canlılık kazandıran faaliyetler sadece zekâttan ibaret de değildir. Nafile sadakalar, fıtır sadakası, kurban gibi ibadetler bu meyanda sayılabileceği gibi, Allah’a kurbet noktasında ifa edilen nezirler, köle azadı, vasiyet ve vakıf gibi faaliyetler de bunlara ilave edilebilir. Bunun yanında, kul ve beşer olmanın gereği olarak insandan zaman zaman zuhur edebilen yanlışlıklara takdir edilen bazı dünyevî cezaların maddî boyutlarının olması da dikkat çekicidir. Kasten Ramazan orucu bozulduğunda, zıhar yemini yapıldığında, yapılan yemine muhalif hareket edildiğinde, hac ve umrede yasaklanan bir kısım fiiller işlendiğinde ödenmesi gereken kefaretlerle, cinayet ve yaralamalarda ödenmesi gereken ceza ve diyetler de bu kabildendir.
Bütün bunlara bakılacak olursa, İslâmî bir toplumda, çok farklı vesileler kullanılarak fakire el uzatıldığı ve fakiri rencide etmeden fakr u zaruret problemini çözmeye matuf prensiplerin yerleştirildiği görülecektir.