Kul, Rabbinin kendisi için takdir buyurduğu zekât mükellefiyetini yerine getirmekle O’na yaklaşma yoluna girmiş demektir. Yukarıda da işaret edilen kudsi hadis bu kurbeti şu şekilde açıklar:
“Kulumun bana kurbet yolunda yapacağı en güzel ve önemli şey, benim kendisine farz kıldığım ibadetlerdir. Farzlardan sonra nafile ibadetler de eda etmek suretiyle Bana yaklaşmaya devam eder, neticede ben onu severim. Sevdiğim bir kulumun da işiten kulağı, gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı olurum. Benden bir şey isterse veririm, Bana sığınırsa sığındığı şeyden onu muhafaza ederim.”192
Zekâtın kalbî ve ruhî hayatımız açısından Allah’a yaklaştırıcılığı, farz bir ibadet olmasının yanında, aynı zamanda hiss-i semahatin de (cömertlik) bir ifadesi olması itibarıyladır. Zira Allah Resûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) şu hadislerinden anladığımız gibi cömertlik, insanı Allah’a yaklaştıran en önemli hususlardan biridir:
“Cömert; Allah’a yakın, Cennet’e yakın, insanlara yakın, Cehennem’den uzaktır. Cimri ise Allah’tan uzak, Cennet’ten uzak, insanlardan uzak, Cehennem’e yakındır. Cimri âbiddense, cömert cahil Allah katında daha sevimlidir.”193