Emareleriyle ortada olan bir meselenin varacağı nokta hakkında beyanda bulunmak kehanet olarak değerlendirilmezse şunu söylemek mümkündür: Bir gün gelecek, dünyadaki bütün devletler, bütün iktisadi sistemler aslan görmüş zebralar gibi ribadan kaçacaklardır. İçtimaî bir kanser olan faizin büyük ölçüde, insanların ensesinde bekleyen tehdit unsuru olmaktan çıkacağını ve bunun da yakın bir gelecekte görüleceğini rahatlıkla söyleyebilirim. Zira yapılanlar, beşer tabiatına terstir. Hilkatin aksini dayatan her sistemin, geçici bir ışık saçsa bile, uzun süre etrafını aydınlatması mümkün değildir. Devamlılığı olacak yol, ancak nebilerin tutup gittiği, sıddıkların yürüdüğü, enbiya ve evliyanın boy gösterdiği yoldur. Bu yol, Kur’ân-ı Kerimde,
“Allah, selam yurduna davet ediyor ve istediğini sırat-ı müstakime hidayet ediyor.”274 âyetiyle işaret edilen yanılmaz ve yanıltmaz bir şehrahtır.
Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), bu âyetlerin şerhini bizzat kendisi yaparak yanlış anlamaların önünü tıkamıştır. Böyle olmasına rağmen, faiz âyeti son inen âyetlerden olduğu, bundan dolayı da pratikteki uygulamalarıyla ilgili bazı detaylara henüz Sahabe’nin bütünü tarafından muttali olunmadan Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) irtihal-i dâr-ı beka buyurduğu için Hazreti Ömer gibi hassas insanlar, endişelerini ortaya koymuşlar ve “Keşke faiz hakkında daha fazla malumat öğrenmiş olsaydık!” temennilerinde bulunmuşlardır.275 Onun bu sözleri dinin tamamiyetiyle ilgili değildir. Bilakis bu, insanların bu hükümleri algılamada farklılığa düşmemeleriyle ilgili bir duyarlılıktır. Nitekim Hazreti Ömer’e de ondan sonra aynı endişeleri yaşayanlara da yol gösterici bir hadislerinde Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem), دَعْ مَا يَرِيبُكَ إِلَى مَا لَا يَرِيبُكَ“Sana şüpheli gelen şeyleri terk et; şüphesiz olanları al.”276 buyuracaklardır.