Bu hadis, devletlerarası münasebetlerde de yanılmaz ve yanıltmaz bir ölçü durumundadır. Eğer biz, “üst el” olabilirsek devletlerarası muvazenede bize de bir yer düşecektir. Bu prensibe uygun hareket edildiği takdirde hâkim bazı güçler tarafından sömürülen devletler/milletler, bellerini doğrultma fırsatı bulacak ve başkalarının esiri olmaktan kurtulacaklar; aksi durumda, hep sömürülen, hep hakir görülen olarak kalmaya mahkûm olacaklardır.
Günümüzde umumi manzara, arz ettiğimiz hususların en açık delilleriyle doludur. Öyleyse hem fert hem de toplum plânında mü’minlere düşen şey, çalışma, gayret gösterme ve bütün İslâm âleminin, bütün insanlığın onlardan beklediklerini yapıp ortaya koymaktır.
Evet, zekât, arızî olarak alan el durumunda olan fakire, izzet-i insaniyeye muhalif durumunu hatırlatmak suretiyle, onu da veren el olmaya teşvik eder. âdeta ona, “Neden bu durumda kalasın ki? Sen de çalış ve veren konumuna yüksel; başkalarından almak yerine başkalarına veren ol!” demektedir.
d. İtibar Kazandırır
Zekâtın, kimlerden ve hangi tür mallardan alınıp nerelere verileceğini bizzat Kur’ân ve Sünnet tayin etmektedir. Bunlar dışında bir yere verilen zekât, insanın üzerinden zekât borcunu düşürmez. Dolayısıyla zekâtın verilebileceği fakiri, ihtiyaç sahibini araştırıp bulmak, zekâtların, ehil olmayanlara gitmemesine çalışmak önem kazanır ki böylece fakir, aranan kimse konumuna yükselmekte ve toplum içinde itibar kazanmaktadır.