İçeriğe geç

Üstad Bediüzzaman Hazretleri’nin de ısrarla üzerinde durduğu gibi içtimaî hayatı temelinden yıkmaya yönelik “Sen çalış ben yiyeyim.” ve “Ben tok olduktan sonra başkaları açlıktan ölse bana ne!” şeklinde kendini gösteren iki gayri insanî düşünce tarzını Kur’ân, “Allah, faizle geleni mahveder, sadakaları ise artırır.” veciz ifadesiyle ele alarak kökünden söküp atmakta ve hastalık zuhur edecek yerden şifa pınarları akıtmak suretiyle insanî olanı salık vermektedir. Bunun gerçekleşmesi, her çeşidiyle hayır müesseselerini hayata geçirip, faiz başta olmak üzere şer kapılarını kapatmaya bağlıdır.

Fiilî duruma baktığımızda da ribanın gerçek mânâda bir artışa sebebiyet vermediği, sayısız misaliyle gözler önündedir. Tam köşeyi dönme hesapları yaparken batanların, yatlarında uzanıp sefa sürme hesapları yaparken iflas edenlerin ve artık bir daha sırtının yere gelmeyeceğini düşünürken can ve malından olanların sayısı hiç de az değildir. Sadakayla mal-mülk yanında kitlelerin gönlünü de kazananların, dolayısıyla kâr üstüne kâr edenlerin sayısı da sayılamayacak kadar çoktur. Evet, riba, sosyal dengeyi yıkıcı, sükûneti mahvedici, fertleri ve toplumları derinden etkileyen bir veba; verme ve iyilik etme hisleriyle dolu bulunma da, sosyal hayatı huzur içinde ayakta tutacak önemli bir iksirdir.

169