Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), الزَّكَاةُ قَنْطَرَةُ الْإِسْلَامِ“Zekât, İslâm’ın köprüsüdür.”247 buyurmakla, fertler arasındaki uçurumları ortadan kaldırmada zekâtın önemini vurgulamaktadır. Yani zekât, fertleri ve hasbelkader oluşmuş tabakaları birbirine bağlayan, aralarında bağ kuran bir köprü mesabesindedir. İçtimai hayatta bu köprü teşekkül ettiğinde cemiyet, sınıflar arasındaki kavgalardan kurtulmuş ve sahil-i selamete ulaşmış olacaktır. Zira bu köprü, fakirliğin bir uçta, zenginliğin de diğer uçta kalmasının önüne geçecek, servetin daima belli ellerde toplanmasına mani olacak, bir orta sınıf meydana getirecek ve bunlar neticesinde sosyal hayatın huzura kavuşmasına sebep olacak sağlam bir bağdır.
2. Orta Sınıfı Kuvvetlendirir
İslâm, zekât prensibiyle içtimaî hayattaki kutuplaşmaları önlerken aynı zamanda merkezde, orta sınıf tabir edilen kesimin kuvvetlenmesini hedeflemiştir. İçtimaî hayatta, imkânı olmadığından dolayı iş yapamayan kimselere zekât verilmek suretiyle yeniden onlara iş yapabilme imkân ve fırsatı veren İslâm, cemiyette tufeyli ve asalak olarak başkalarının sırtından geçinen kimselere müsaade etmemekte; bilakis onları yeni ve zinde güçler olarak cemiyete kazandırmaktadır.
İslâmî prensipler itibarıyla orta sınıfın güç kazanması, sadece sadaka ve zekâta da bağlı bırakılmamış; bunun için başka yollar da ihdas edilmiştir. Mesela savaş dönemlerindeki ganimetlerin taksimi ile ilgili bir âyette, malın zenginler elinde dolaşan bir meta olmamasının hedeflenmesi vurgusu yapılmaktadır:
“Allah’ın, peygamberine verdiği, fethedilen yerlerin ganimetleri, Allah’a, Resûlü’ne, (sadaka ve zekât almaları haram olan O’nun) yakın akrabalarına, yetimlere, yoksullara ve (yolda kalan) yolcuya aittir. Ta ki (o mallar), yalnız zenginler arasında dolaşan bir güç/servet olmasın.”248