Görüldüğü gibi zekât, çok yönlü olarak duaya vesile olmaktadır ve dua, mü’min için, Cenab-ı Hakk’ın rızasını kazanmaya ve rahmetini celp etmeye vesilelik edecek en önemli bir kredidir.
k. Günahlara Kefarettir
Cenab-ı Hak, kullarına olan rahmetinin neticesi olarak, yapılan ibadetleri kurbete vesile kılarken, aynı zamanda onları, hata ve kusurların affına da birer sebep kabul etmektedir. Abdest, namaz, oruç gibi ibadetlerin, getirdikleri sevaplar yanında, günahlara kefaret olduklarını, değişik âyet ve hadislerden –doğrudan veya dolaylı olarak– öğreniyoruz.
Bir âyette Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:
“Eğer namazlarınızı kılar, zekâtlarınızı verirseniz; peygamberlerime inanıp onlara destek çıkarsanız ve Allah adına karz-ı haseni yaygınlaştırırsanız, elbette günahlarınızı affeder ve sizi, altlarından ırmaklar akan Cennetlere yerleştiririm.”240
Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) de, şu sözleriyle, yapılan ibadetlerin günahlar için birer kefaret vesilesi olduğunu ifade buyurmuştur:
“Kişinin evi, ailesi ve komşusuyla alakalı maruz kalacağı fitnelere karşı namaz, zekât, emr-i bi’l-ma’ruf nehy-i ani’l-münker kefarettir.”241
Şüphe yok ki bu konuda serdedilebilecek daha pek çok âyet-i kerime ve hadis-i şerif mevcuttur.
l. Emniyeti Temin Eder
Zekât vermekle mü’min, bir taraftan vazifesini yapıp Allah’a karşı kulluk mükellefiyetini yerine getirmenin huzurunu yaşarken, diğer yandan da başına gelmesi muhtemel arzî ve semavî felâketlere karşı kendini koruma altına almış olur.