İçeriğe geç

“Kadın, çoluk çocuk, yığın yığın altın ve gümüş, salma atlar, hayvanat ve mahsulat sevgisi insanların içine yerleştirilmiş ve bunlara duyulan arzu onlara güzel gösterilmiştir. Bunlar dünya hayatının vaad ettikleridir. Ulaşılacak en güzel şeyler ise Allah katındadır.”236

Bu âyet-i kerime, Allah’ın insana verdiği fıtrî özellikleri anlatmakta, sonra da ahireti nazara vererek, yaratılıştan gelen bu fıtrî meyillerin tevcih edileceği ciheti nazara vermektedir. Yani bir tarafta insan fıtratına konulan dünya sevgisi ve hırs, öbür tarafta ise bunu itidale çekecek zekât gibi dinî ahkâm söz konusudur. Âyet-i kerimede sayılan dünyevî güzellikler karşısında istikameti koruyabilmek için sahip olunması gereken hususlardan biri, malik olduğumuz şeylerde başkalarının da hakkının bulunduğu gerçeğini göz ardı etmemektir.

Mal hırsı ve dünya sevgisi lüks ve şatafat içinde yaşama tutkusunu da beraberinde getirir ki bu da israfa açılan kapıdır. İsraf da çoğu zaman insanın gayrimeşru yollara kaymasına sebebiyet verir. Zira çoğu zaman eldeki imkânlar, tahayyül edilen hayatın teessüsünde yetersiz kalır. İşte zekât, bu türlü komplikasyonların önüne geçerek insanın bitme-tükenme bilmeyen mal sevgisini ve tûl-i emel duygusunu kırmakta ve onun istikamet çizgisi üzerinde kalmasını temin etmektedir.

j. Duaya Vesiledir

Zekât, çok yönlü olarak duaya vesile olur. Kur’ân’ın ifadesiyle o, başta Allah Resûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) duasına vesile olduğu gibi, zekâtı alanın duasına da vesiledir. İhtiyaç içinde olan kimsenin elinden tutan bir zengin için, ihtiyacı giderilen şahıs da, onun yakınları da dua edeceklerdir. Bütün bunların yanında zekât, meleklerin duasına da vesile olmaktadır.

Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan’ın, zekât ve sadaka verenlerle ilgili Allah Resûlü’ne tavsiyesi şudur:

وَصَلِّ عَلَيْهِمْ إِنَّ صَلَاتَكَ سَكَنٌ لَهُمْ
139