Ayrıca bunlara ruhsat verme, bütün nevileriyle sanat ve üretime ve hatta sanata vurulacak bir darbedir. Çünkü insanlarda cibilli olarak dünya sevgisi, dünya malına karşı tama, kısa yoldan daha çok kazanma isteği vardır. Hâlbuki Allah, insanlara bu arzuyu, dünyayı imar ve ihya etmeleri için vermiştir. İşte faizle bu duygu sû-i istimal edilmekte, parayı faize yatırıp onun nemasıyla geçinme düşüncesi insanları hazır yiyiciliğe sevk etmekte, sonuç olarak da nice kabiliyetlerin körelip gitmesine sebebiyet vermektedir.
Öte yandan faiz, İslâm’ın ruhunda olan ve sosyal yaraları saran “karz-ı hasen” (herhangi bir maddî beklentiye girmeden, sırf Allah rızası için, insanların ihtiyacını giderme düşüncesiyle borç verme) gibi yardımlaşma duygularını da köreltmektedir. Fertler arasında olması gereken bağları yok etmekte ve her ferdi, sadece kendini düşünmeye sevk etmektedir. Böylelikle sosyal bir varlık olarak içtimaî hayata katkıda bulunması gereken insan, diğerlerinden kopuk olarak müstakil bir hayatın peşine takılmakta ve neticede asosyal bir güruh ortaya çıkmaktadır. Böylesi bir ortamda kimse kimseden borç para alamamakta, küçük müdahalelerle izale edilebilecek arızalar, ancak büyük gürültüler kopardıktan sonra fark edilebilmektedir.