İçeriğe geç

Kur’ân’ın ifadesi, cemiyet içinde çok yönlü bir içtimaî dengenin kurulmasını ön görmekte, bir tarafta hazır yiyici tabakayı çalışmaya teşvik ederken diğer yanda ihtiyaç sahibi kimselerin korunmasını temin etmektedir. Allah, ribanın yani günümüz ifadesiyle faizin, içtimaî hayatı öldüren bir zehir olduğuna hükmetmiş, ona bulaşanların er-geç ayaklar altında payimal olacaklarını bildirmiştir. Ona bulaşan insanlar, muvakkaten gün yüzü görseler bile, bir gün mutlaka karanlıklar içinde bir leyl-i yeldâda çaresiz kalacaklar ve doğmasını bekledikleri şafağı bir türlü göremeyeceklerdir.

Bir diğer yandan faiz ve tefecilik, insanların malına tecavüz mânâsına gelmektedir. İslâm’da mal da, can ve ırz gibi muhteremdir ve korunması gerekir. Bilindiği üzere bu, bütün dinlerde ve hukuk sistemlerinde de üzerinde hassasiyetle durulan bir husustur. “Usûl-ü hamse” (Beş Temel Esas) tabir edilen din, can, akıl, mal ve neslin korunması, İslâm ahkâmının ana maksatları kabul edilir. كُلُّ الْمُسْلِمِ عَلَى الْمُسْلِمِ حَرَامٌ دَمُهُ وَمَالُهُ وَعِرْضُهُ “Müslümanın Müslümana kanı, malı ve namusu haramdır.”262 hadisi de bunu anlatmaktadır. İşte faiz ve tefecilik, korumakla mükellef olduğumuz mala karşı tecavüz mânâsını taşımaktadır ve insanı, başkasının sırtından kazanmaya sevk etmektedir. Dolayısıyla bu, Allah ve Resûlü’nün muhterem saydığı mala tecavüz mânâsı taşımaktadır.

165