İçeriğe geç

Meseleye âyette kullanılan ifadeler zaviyesinden baktığımızda, kelimelerin her birinin tam bir mutabakat içinde bu temayı kuvvetlendirdiğini, faiz yüzünden malın bereketinin gideceğini ve miktarının azalacağını, sadakayla da nemalanıp artacağını ifade ettiklerini görmekteyiz. Bir tarafta Allah (celle celâluhu), riba (faiz) ile malın bereketsizliğe maruz kaldığını ifade ederken, diğer yanda aynı kökten gelen bir kelimeyle sadakanın berekete vesile olduğunu âşikâr bir şekilde anlatmaktadır. Demek ki esas olan zahirî artış değil, ilk bakışta ve görünüşte malda bir artma olmamasına rağmen hakikatte Allah’ın vereceği berekettir.

Madem vaat eden O’dur, O vaadinden asla dönmez. Sadakalara sağanak sağanak bereket yağdıran O’dur. Bugüne kadar yaşanan ve hâlen yaşanmakta olan, gelecekte de çok misalini göreceğimiz binlerce örnek de bunun açık delilidir. Cemiyetin huzur ve saadet içinde yaşaması, faizi terk edip zekât ve sadakaya sarılmasına vâbestedir.

Âyet, zekât ve sadaka yolunu tercih etmeyip faiz patikalarında saadet arayanların, arzu ettikleri şeyleri asla elde edemeyeceklerini ortaya koymaktadır. Riba, zahiren bir artış ifade eder; ancak bu zahirî fazlalık, aslında malın eriyip gitmesinin üzerine çekilen örtüdür. Zira kendilerine verilen para karşılığında belli oranda faiz veren kişi ve kuruluşlar, aslında elde ettikleri bu parayı değerlendirerek yüksek meblağlar kazanmakta ve bunun da ancak küçük bir miktarını para sahiplerine vermektedirler. Meseleye naslar açısından değil de sadece iktisadî prensipler zaviyesinden baktığımızda bile, realitede paranın nasıl değer kaybettiği ortaya çıkmaktadır. Fertlerden faiz karşılığı para toplayıp yaptığı yatırımlarla palazlanan nice müesseseler vardır ki, piyasaya arz ettikleri ürünlerin fiyatının üzerine, insanlara verdikleri faiz fazlalığını da koymak suretiyle nasıl çift yönlü kâr içinde olduklarını bilmek için iktisatçı olmaya gerek yoktur.

160