Öte yandan, sağlıkla ilgili arızalardan salim bir kimse için fakirlik, arızî bir durumdur ve ilk fırsatta o durumdan kurtulmanın yollarını araştırmalıdır. İşte zekât ve zekâtla açılan kapılar, fakr u zaruret içinde kıvranan kimseler için bir çıkış yolu olma potansiyeline sahiptir. Zira fakir, zekât müessesesi kanalıyla kendisine ulaşan malla maddi açıdan bir nebze rahatlayacağı gibi, o malı iyi değerlendirebildiği takdirde fakirliğin ağından tamamen kurtulma şansını da elde edebilecektir.
Meselenin bir de mânevî boyutu vardır. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), gelip başa çatmadan önce sakınılması gereken yedi husustan birisini de, Rabbi unutturan fakirlik olarak saymaktadır.245 Çünkü insan, yokluğun cenderesinde can çekişirken çoğu zaman yaratılış gayesini unutmakla karşı karşıya kalır. Bu ise dünyada çekilen perişaniyet yanında ahiret perişanlığına da sebep olacaktır. İşte zekât kurumu, fakirleri böylesi bir kötü akıbetten de kurtarmaktadır.
b. Çalışma Gücü Kazandırır
Zekât, nasıl malın stok edilmesini önlemek suretiyle ona ayrı bir canlılık kazandırıyorsa, aynı zamanda maddî imkânsızlıklardan dolayı cemiyette atıl hâlde duran bir kesimi de iş yapabilen kimseler hâline getirir.
İslâm’ı bir bütün olarak değerlendirdiğimizde onun, tembellik ve boş oturmanın karşısında olduğunu, fertleri devamlı zinde ve canlı olmaya teşvik ettiğini müşahede ederiz. Dinin bu noktadaki irşatlarıyla beslenen bir ferdin eline, atlama taşı olarak kullanabileceği imkânlar verildiğinde, elde ettiği çalışma gücüyle memleket ekonomisine büyük katkılar sunacak ve bu da netice itibarıyla iktisadi hayatta ciddi bir hareketlenmeye yol açacaktır.