Aslında bu bir çıkmaz değildir; insan elde ettiği şeyleri ebedî hayatı adına değerlendirdiğinde, bu hissini müspet yola kanalize etmiş ve büyük yatırımın adımlarını atmış sayılır. Bu yatırıma esas teşkil eden iki önemli husus vardır. Bunlar, mal ve canın Allah yolunda kullanılması ve yeri geldiğinde bu uğurda feda edilmesidir. Bu yapıldığı takdirde, mal ve cana ebediyet kazandırılmış ve karşılığında büyük mükâfatlar elde edilmiş olacaktır. Malı ebedileştirmenin yolu, bütün çeşitleriyle infak; canı ebedileştirmenin yolu da Allah yolunda mücahededir. Nitekim Allah (celle celâluhu) Yüce Beyanında şöyle buyurur:
“Allah mü’minlerden canlarını ve mallarını Cennet mukabilinde satın almıştır.”220
Akabe biatları esnasında, Allah Resûlü’nün tekliflerine “evet” dediklerinde, karşılık olarak elde edecekleri şeyin ne olacağını soran ensara, Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), “Cennet” cevabını vermiştir.221 Evet Cennet, mal ve canın Allah yolunda kullanılmasına mukabil, ebedî âlemde verilecek mükâfattan başka bir şey değildir.
Sadaka ve zekâtın, daha dünya hayatında, ahiret adına malı ebedileştirme fonksiyonunu Allah Resûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) şu ifadelerinde de görmek mümkündür:
“Âdemoğlu ‘malım, malım!’ der durur. Hâlbuki ey Âdemoğlu! Malım dediğin şey, ya yiyip tükettiğin, ya giyip eskittiğin ya da tasadduk edip ebedileştirdiğin şeyden başkası değildir.”222
Demek ki şu fani âlemde sahip olunan malın, baki âleme ait bir sermaye hâline getirilmesi mümkündür ve bunun yolu da zekât ve sadaka gibi infak çeşitlerinden geçmektedir.