İçeriğe geç

Bu ifade ile, yaratmanın doğrudan doğruya Cenâb-ı Hakk’a ait olduğu ve hiç kimsenin bu mevzuda Cenâb-ı Hakk’a ortak ve şerik olamayacağı anlatılmış oluyor. Yani “Melekler Cenâb-ı Hakk’ın yardımcı ve muînleri değildirler ve hilkatte şirke yer yoktur. Onlar sadece yaratma hâdisesinin müşahitleri ve nezaretçileridirler. Başkalarının olmadığı gibi meleklerin de yaratmaya müdahaleleri yoktur.” denilmektedir.

İkincisi: “Biz ona şah damarından daha yakınız.” ifadesi ile yine bize aynı mânâyı ihtar ediyor. Şöyle ki: Cenâb-ı Hak insana şah damarından daha yakındır. Yani daha insan kendisinden habersiz ve vücudunda olabilecek hâdiseler henüz vuku bulmamışken, Allah (celle celâluhu) ona ondan daha yakın, ilmiyle her şeyi bilmekte ve her şeyden haberdar bulunmaktadır. Ayrıca, mademki Cenâb-ı Hak insana şah damarından daha yakındır; öyle ise insandaki tasarruflarında O’nun hiçbir vesile ve vasıtaya ihtiyacı yoktur. Meleklere gelince, yukarıda da söylediğimiz gibi, onlar sadece ilâhî icraatın alkışçıları ve nezaretçileri durumundadırlar.

Kur’ân, evvelâ insanın aklına gelebilecek her türlü şüphe ve tereddüt isini-pasını temizliyor; ardından da bize, meleklere ait bu misyonu naklediyor:

“İki melek, insanın sağında ve solunda durmakta.” Öyle ki insanın hem fiili, hem sözü, hem davranışı, hatta hayalinden geçenler, onun his dünyasına misafir olan düşünceler dahi bu iki melek tarafından kaydedilmekte.. insan abes olarak yaratılmış bir varlık değil ki, onun davranış ve fiilleri kayda alınmasın.

126