İçeriğe geç

Hz. Âdem, zellesi sabit bir insandı ve melâike-i kiram bunu biliyordu. “Sen, yeryüzünde fesat çıkarıp kan dökecekleri mi halife kılmak istiyorsun?”17 sorusuyla da âdemoğlunun yapacaklarını bildiklerini gösteriyorlardı. Âdemoğlu da daha sonra işlediği bunca cinayetlerle, dünyayı kana boğan canavarlıklarla, bütün insanlığı dâğidar eden anarşi ve bozgunculuklarla bir mânâda meleklerin masumiyetinde mütecellî bir keyfiyeti göstermektedir ki, bu mânâ az çok Hz. Âdem’in mahiyetinde müşâhede ediliyordu.

Bununla beraber inanan insanların mükerrem yüce bir tarafı vardır ki Cenâb-ı Hak o tarafına bakıyor ve meleklere “Âdem’e secde edin!”18 diye emrediyor. Melekler de bu emre kayıtsız şartsız itaat edip Âdem’e (aleyhisselâm) secde ediyorlar.

Niçin meleklere böyle bir emir veriliyor? Hangi meziyettir ki, kan dökeceği, fesat çıkaracağı bilinen bir varlığı öne çıkarıyor ve masumiyetleri âyetle sabit mükerrem varlıklar ona inkıyat inhinasında bulunuyorlar?

1. Cismaniyet ve ruhaniyete ait mânâ ancak onunla tebellür edecek, ilâhî maksatlar onunla anlaşılacaktır.

2. Hem madde hem de mânâ ile Cenâb-ı Hakk’ın isimlerine ayna olma, Âdem’le zuhur edecektir.

3. O, bütün isimlerin odak noktası olacaktır.

4. O, bütün varlığın mihrabı hâline gelecektir.

5. Bütün isim ve sıfatlar onda tecellî edecektir.

6. O, bütün kâinatın fihristidir. Âlemler onda pinhân, kevn u mekân onda matvîdir.

7. Ve Âdem, o Âdem’dir ki, benîâdemin en şereflisi, İnsanlığın İftihar Tablosu onun neslinden gelecektir.

İşte bunlar ve bunlara benzer hususiyetlerine binaen Allah (celle celâluhu), meleklere Âdem’e secde etmelerini emretmiştir. Ancak bir sebep daha var ki, en az diğerleri kadar önemlidir. O da şudur:

130