Melekler mârifete âşık ve ilâhî isimleri öğrenmeye heveslidirler. Hâlbuki bütün esmâ Âdem’e öğretilmiştir. Onlar da bu ilme hürmeten Âdem’e secde etmişlerse, tabiat ve hilkatlerinin gereği bir hususla emredilmişler demektir.
5. MELEK VE İNSANDAKİ İRFAN FARKI
Biz, bazı melekleri isim ve icraatlarıyla tanıyoruz. Zira onlar hakkında hem Kur’ân-ı Kerim’de hem de İki Cihan Serveri’nin mübarek sözlerinde çeşitli vesilelerle söz edilmektedir. Bazı melekleri ise, onların hakkında herhangi bir bahis bulunmadığından ötürü, sadece gördükleri vazife ve hepsine birden verilen unvanla biliyoruz.
Melekler arasında da, insanlarda olduğu gibi derece farklılıkları vardır. Meselâ dört büyük melek diğerlerinden üstündür. Daha sonra ise sırasıyla Hamele-i Arş, Mele-i A’lâ, Nediy-yi A’lâ, Refîk-i A’lâ melekleri gelir. Bunları, Kerûbiyyûn, Müheyyemûn, Cennet’e nâzır Rıdvan ve Cehennem’e bakan Malik takip eder. Meseleyi daha umumî bir platformda ifade edecek olursak, zerreden sistemlere kadar her yerde müekkel (vazifeli) melekler vardır ve bunlar arasında derece farkı olması da gayet normaldir.
Bu kıyaslamayı insanlarla melekler arasında yaparsak, İbrahim Hakkı Hazretleri’nin de ifade ettiği gibi, karşımıza şöyle bir değerlendirme çıkar:
İnsanların havasları, yani nebiler, meleklerin havaslarından; yine insanların avam kısmı da meleklerin avam kısmından üstündür. Ancak bu üstünlük, Cenâb-ı Hakk’ı bilme açısından değil, O’na ayna olma cihetiyledir.
Melekler Cenâb-ı Hakk’ın isim ve sıfatlarını anlama hususunda bizden çok ileridirler. Bize gelince, biz hem maddemiz hem de ruhumuzla O’na âyinedarlık ettiğimiz cihetle.. evet sadece bu yönümüzle belki onlardan ileri sayılabiliriz. Ama bu, hiçbir zaman mutlak üstünlük demek değildir. Hele irfanları yönüyle meleklere ulaşmak âdeta imkânsızdır. Efendimiz’in miraçta gördükleri ve gördüklerinden aktardıkları bize bu hakikati apaçık gösterir.