Kader, sonsuz ilme sahip, geçmiş, hâl ve geleceği bir nokta gibi görüp bilen ve esasen kendisi için geçmiş ve gelecek diye hiçbir şey söz konusu olmayan Cenâb-ı Hakk’ın, mikro âlemden normo âleme, ondan da makro âleme kadar, yani en küçükten en büyüğe, bütün kâinatı ilmî planda, ilmî vücutlarıyla tanzim edip programlaması, tayin, tespit, tasnif, takdir etmesi ve bütün bunları tasarı ve ilmî plandan alıp, irade, kudret ve meşîet planına geçirmesi ve haricî âlemde göstermesi adına olup biten her şeyi, daha olmadan evvel Kitab-ı Mübîn’de tespit ve takdir etmesidir.
Kader, insanın kesbiyle, Allah’ın yaratmasının mukareneti ve beraberliğidir. Yani insan bir işe mübaşeret edip iradesiyle o işe eğilim gösterir, Allah da dilerse o işi yaratır. İşte kader, ezelî ve sonsuz ilmiyle, eşyayı olmadan evvel bilen Allah’ın, yine olacakları daha olmadan evvel bu şekilde tespit buyurmasıdır.
Cenine ruh üfleyinceye kadar, Cenâb-ı Hakk’ın tasarrufu perdesizdir. Daha sonra melek gönderilir ve cenine ruh üflenir.
Embriyolojik safhaların bütününde insan-melek münasebeti devam eder. Hatta bu meseleyi anne-babanın ilk temasına kadar götürmek de mümkündür. Onun içindir ki hadis-i şeriflerde, mukarenet öncesi: “Allahım, beni şeytandan, şeytanı da benden uzak tut!”8 şeklinde dua edilmesi tavsiye edilmiştir. Böylece, daha işin başında muhtemel bir çocuğa şeytanın temas etmesi, yani onunla kontak kurması önlenmiş olacaktır.
Dipnotlar
- 8 Buhârî, bedü’l-halk 11; vudû 8; nikâh 66; daavât 55; tevhid 13; Müslim, nikâh 116; Ebû Dâvûd, nikâh 45; Tirmizî, nikâh 6; İbn Mâce, nikâh 27.