“Cennet’in kapısına gelir ve açılmasını isterim. Hâzin sorar: ‘Sen kimsin?’ Cevap veririm: ‘Ben Muhammed’im (sallallâhu aleyhi ve sellem).’ Hâzin, sözüne şöyle devam eder: ‘Ben bu kapıyı senden evvel hiç kimseye açmamaya emrolundum.’”79
“Hâzin”in cemisi (çoğulu) “Hazene”dir. Kur’ân bu ifadeyi kullanarak Cennet bekçilerinden bahseder:
“Rabbilerinin azabından korunanlar da bölük bölük Cennet’e sevk edilirler. Kapıları daha önce açılmış bulunan Cennet’e vardıklarında onun hazenesi (bekçileri) onlara; ‘Selâm size, (ne) hoşsunuz, ebedî kalmak üzere buraya girin!’ dediler.”80
İttika edenler, takva dairesine giren mü’minler zümre zümre, grup grup Cennet’e sevk olunurlar. Cennet’e geldiklerinde kapıları ardına kadar açık bulurlar. Her grup, dünyada kazandığı kurbiyete göre kendilerine ait kapıdan rıdvan yurdu olan Cennet’e, Cenâb-ı Hakk’ın cemalini seyretmek üzere girerler.
Cennet nedir? Orada Cenâb-ı Hakk’ın cemal ve kemali nasıl seyredilir? Bütün bunlar bizim ölçü ve kıstaslarımızla ölçülüp tartılamayacak şeylerdir.
Cennet’e girerken mü’minler, meleklerden selâm alacaklar. Melekler “Ne güzel yaşadınız, ne güzel şeyler yaptınız, yaptınız da Rabbinizi hoşnut ettiniz!”81 diyecekler.
Âyette geçen طِبْتُمْ kelimesi, aynı zamanda insana “kelime-i tayyibe”yi hatırlatır. Kur’ân “kelime-i tayyibe”yi, “şecere-i tayyibe”ye, yani güzel bir ağaca benzetir.82 Kökü sabit, dalları ise semadadır. Bu ağaç her mevsim meyve verir. Mü’minin ameli de böyle nuranî ağaç gibidir. Mü’min böylece kısacık dünya hayatına amellerindeki bereket ve yümünle ebediyet mührü vurmuştur. Çünkü onun niyeti ebedî kulluktur. Şimdi de o, bu niyetinin mükâfatını ebedî Cennet kazanmakla elde etmiş olacaktır.
Dipnotlar
- 79 Müslim, iman 333; Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 3/136.
- 80 Zümer sûresi, 39/73.
- 81 Zümer sûresi, 39/73.
- 82 İbrahim sûresi, 14/24-25.