Farkına varmadan insanın kalbi kayar, hayatı istikametini kaybeder, zevki-şevki söner, geceleri bir ölünün geceleri gibi geçer. Öyle ki gecesinin siyah zülüfleri üzerinde ne bir “âh” ne de iki damla gözyaşı bulunur. Çünkü kalbî ve ruhî hayat tamamen dumura uğramış ve bu mevzuda bir duraklama, donma ve humûdet başlamıştır.
İşte insan bu duruma düşmekten korkmalıdır. Kalbin dalâlete doğru çevrilmeye başlaması, ebedî hasretin ilk sinyalleridir. Çok kere bu hâle sebebiyet veren de yine işlenen herhangi bir günah olmaktadır. Zira her bir günah içinden küfre giden bir yol vardır. İşlenen her günah, her hata, insanı Allah’tan uzaklaştırıp, küfre yaklaştırır. Günah küfür demek değildir. Fakat her günah işleyen, bilmelidir ki, küfre doğru bir adım atmış ve Allah’tan da bir adım uzaklaşmıştır.
Bu mevzuda günahın en küçüğü dahi bir korku sebebi, bir korku vesilesidir. Ancak bütün bunlar beşere ait korkulardır. Meleklere gelince onlar bu türlü korku ve endişelerden münezzeh ve müberradırlar. Ancak onlarda da bir korku vardır. Bu ise, Cenâb-ı Hakk’ın celâline karşı duyulan korku cinsindendir ki, buna “iclâl” denilir.
“İclâl”, Allah’ın azametini görme korkusudur. Resûl-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki:
“Semada Cenâb-ı Hak bir emir ferman edeceği zaman semalar titrer ve tarrakalar çıkarır. Melâike-i kiram ne olduğunu hisseder ve hepsi secdeye kapanır. Başını ilk kaldıran Hz. Cibril olur. Başını kaldırır ve Rabbinden emir telakki eder. Daha sonra da diğer melekler başlarını kaldırır ve:
– Rabbimiz ne dedi yâ Cibril, derler. Cibril şu cevabı verir:
– Hak söylüyor Rabbimiz. Aliyy ve Kebir olan O’dur.”31
Dipnotlar
- 31 Heysemî, Mecmeu’z-zevâid 7/94-95.