Hz. Cibril, hayata mazhar. Gönülleri ihya, ona ait ulvî bir vasıf. Öyleki, onun nefhasıyla vücut bulan Hz. Mesih dahi -Allah’ın izniyle- ölüleri ihya edebiliyor; yani Hz. Mesih’e o cinsten mucizeler veriliyor.41 Cibril’in ayağını bastığı çamur bile, Samiri’nin buzağısına ses ilham ediyor.42 Bütün ilhamlar, kalb ve gönüllere gelen pek çok vâridât Cibril’in sesiyle-soluğuyla insanî idrak dalga boyuna ulaşıyor. Ve nihayet peygamberlere gelen vahiylere yine o, “yed-i emin”lik ediyor.
Kâinatın Fahrı’na getirdiği son mesajlar ile o, bütün cihanı diriltecek bir hayat iksiri solukluyordu. Kupkuru bir dünya bu mesajlarla diriliyor ve bataklık hâline gelmiş bir cihan, gelen vahiylerle gülistana dönüyordu.
Allah Resûlü, Cibril’i çok severlerdi. Hatta ona karşı minnet duygularıyla dopdoluydu. Onunla öyle bütünleşmişti ki, âdeta onsuz edemiyordu. Onlar, birbirisiz olamayan ikiz kardeş gibiydiler. Bir yönüyle onlar her türlü teşbih ve benzetmenin ötesinde tıpkı ikizlerdi.. zira her ikisi de “Âlemlere rahmet olarak gönderilme” sırrına mazhardılar. Bazen Cibril’in gelmesi gecikirdi.. işte o zaman, Allah Resûlü’nün iştiyak ve beklentisi dayanılamayacak ölçüye varırdı. Bir defasında yine böyle bir gecikme olmuştu. Cibril geldiğinde Efendimiz’in ilk sözü şu oldu:
“Yâ Cibril! Bizi daha fazla ziyaret etmene mâni nedir?”43
Sanki Efendimiz şöyle demek istiyordu:
Niçin bizi ihmal ediyorsun? Sen bir âlemde yaşıyorsun ki ben o âleme çıkamam. Hâlbuki benim yaşadığım yere sen çok rahatlıkla girebilirsin.
İbn Abbas diyor ki: Allah Resûlü, Cibril’in geleceği anı hep iştiyak içinde beklerdi. Zira Cibril, Cenâb-ı Hak’la O’nun arasındaki münasebeti temin ve tesis eden kader tayinli bir vasıtaydı.
Dipnotlar
- 41 Bkz.: Âl-i İmrân sûresi, 3/49.
- 42 Bkz.: Tâhâ sûresi, 20/96.
- 43 Buhârî, tefsir (19) 2; tevhid 28; bed’ü’l-halk 6; Tirmizî, tefsir (19) 4.