Cehennem’den kurtulur, Cennet’e girer, Cenâb-ı Hakk’ın cemalini seyreder, peygamberlerin gül yüzlerini görüp kendinizden geçer ve hilkatin gayesini, fıtratın neticesini bütün çıplaklığı ile idrak edersiniz. Ama bütün bunların sonunda, her an sizin için gadab-ı ilâhî söz konusu ise, Cennet’le birlikte kavuştuğunuz her nimet, acı bir azap hissi de uyarabilir. Dolayısıyla da siz, böyle bir atmosfer ve iklim içinde, Cennet’ten dahi istenen ölçüde zevk alamaz ve yine istenen ölçüde sevinemezsiniz. Zira her an nimetlerin nikmete (azap) dönüşmesi mümkündür. Bu imkân ve ihtimal ise başka değil ancak ızdırap ve acı yüklüdür. Acı ve ızdırabın zerresi dahi bulunan yere Cennet denemez. Öyle ise, kendi mânâsıyla Cennet, Cenâb-ı Hakk’ın gadab ihtimalinin dahi kalkmasıyla gerçekleşecektir.
Zaten, ilâhî gadabın devam ettiği bir yere Cennet demek de mümkün değildir. Zira gadab-ı ilâhî dünyada belâ ve musibet olarak tecellî ettiği gibi, ahirette de Cehennem olarak tecellî edecektir. Onun içindir ki, bir hadis-i şerifte, Cenâb-ı Hakk’ın Cennet ehline: “Bundan böyle ebediyen gadaplanmayacağım!”87 diyeceği rivayet edilir ki, bu nokta çok mühimdir. Yani Cennet ehli için ilâhî gadab söz konusu değildir. Nasıl olur ki, Cenâb-ı Hakk’ın rıza ve hoşnutluğu kuşatmıştır Cennet’i. Ve Rabbin rızasını elde etmiştir Cennet ehli. Rıza ki, bütün nimetlerin en büyüğü, en değerlisi, en kıymetlisi.. ve Cennet nimetlerinin de sonu, nihayeti, neticesidir…
Dipnotlar
- 87 Buhârî, rikak 51; tevhid 38; Müslim, cennet 9; Tirmizî, cennet 18.