Kenzü’l-ummâl’de Taberânî’nin rivayet ettiği bir başka hadislerinde de Resûl-i Ekrem şunu ifade buyuruyorlar:
“Yedi kat semada bir adım, bir karış, hatta bir avuç yer yoktur ki orada kıyama durmuş veya rükûa varmış veya secdeye kapanmış bir melek olmasın. Kıyamet günü de bütün melekler başlarını kaldırır, Rabb-i Kerimlerine doğru teveccüh eder, bakar ve ‘Sana hakkıyla kulluk yapamadık ey Mâbud!’ derler.”32
Evet, bunu devamlı rükû, secde ve kıyamda bulunan melekler söylüyor ki, bu bir iclâl ve i’zam korkusudur.
İbn Kesir’in de işaret ettiği bu hadisler, yaratıldığı günden beri kıyamda, rükûda, secdede duran meleklerin varlığına delâlet etmektedir.33
Resûl-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) anlatıyor:
“Miraç gecesi belli bir noktada, Hz. Cibril’i eskimiş bir elbisenin perişaniyetinde gördüm. (Âdeta o noktaya vardığında ayaklarının bağı çözüldü. Eskimiş bir elbise gibi yığıldı kaldı.) Allah korkusu onu bu hâle getirmişti. O zaman bir meleğin Cenâb-ı Hakk’ı nasıl bildiğini anladım. Bir ara Cibril’e döndüm ve ‘Hiç Rabbini gördün mü?’ diye sordum. Birdenbire irkildi, neredeyse yıkılacaktı. Ve bana şu cevabı verdi: ‘Nasıl olur yâ Muhammed? Rabbimle aramda nurdan 70 perde vardır. Bir lahza yaklaşsam, bir adım atsam yanar kül olurum.’”34
Dipnotlar
- 32 Ali el-Müttakî, Kenzü’l-ummâl 10/367.
- 33 İbn Kesir, el-Bidâye ve’n-nihâye 1/38.
- 34 Aliyyü’l-Kârî, Şerhu’ş-Şifa 1/434.