İçeriğe geç

Uhud’da bir başka hâdiseye daha şahit oluyoruz: Mus’ab b. Umeyr (radıyallâhu anh) şehit düşüyor ama Allah Resûlü’nün hemen önünde bir başka Mus’ab akşama kadar savaşıyor. Akşam üstü Allah Resûlü ona hitaben “Mus’ab!” diye seslenince, bu şahıs “Yâ Resûlallah! Ben Mus’ab değilim!” diyor.55 İş o zaman anlaşılıyor. Mus’ab melekleşince, o esnada bir melek de Mus’ablaşıyor.

Hiç şüphe yoktur ki, ister beşer arasında yakınlık kazanıp Allah Resûlü’ne hizmet edenler, isterse melekler arasında ünsiyetle O’na yakın olanlar, mutlaka Allah katında hususî bir şerefle taltif edilmişlerdir. Haddizatında Cibril ve Mikâil çok şerefli birer elçidirler; ancak, Allah Resûlü’yle beraber olma ve O’na hizmet etmeleri bu iki şerefli elçiye daha bir derinlik kazandırmıştır.

3. HZ. İSRAFİL (aleyhisselâm)

Hz. Cibril’in nasıl Allah Resûlü’yle münasebeti var, öyle de Hz. İsrafil’in de ayrı makamı temsilen Efendimiz’le farklı bir münasebeti var. Zaten, hepsinin en ciddî münasebeti de neticede Allah ile…

Daha önce zikrettiğimiz hadiste de işaret edildiği gibi, Hz. İsrafil (aleyhisselâm) yaratıldığı günden beri Cenâb-ı Hak’tan “Sûra üfle!” emrini intizar etmektedir. Elbette bu, İsrafil’in (aleyhisselâm) dimdik ayakta beklediği ve başka hiçbir iş yapmadığı mânâsına gelmez. Belki o, ulvî ve yüce hakikatiyle, kulluğunu ilan ve ifade için, Cenâb-ı Hakk’ın huzurunda böyle kıyamda dururken, aynı anda kendisine verilecek diğer mükellefiyetleri de beklemekte ve verilen her emri yerine getirmek üzere huzurda elpençe divan durmaktadır:

146