Nerede Allah anılıyor, nerede konuşmalar O’ndan bahisler etrafında dönüp duruyor, nerede gönüller Allah aşkıyla yanıyor ve diller bu aşka tercüman olma peşinde, nerede tefekkürün merkezinde lâhûtî muhteva bulunuyor ve ilâhî tecellîlere ait tefekkür dalga dalga göğe yükseliyor, nerede “Allah Allah” zikirleriyle sema lerzeye geliyor, mutlaka orada bu melekler hazırdırlar ve melekleşmeye azmetmiş insanları temâşâ içindedirler. Sanki zikir meclisi, ana arının konduğu bir dal gibidir ve bu meleklerle, melekleşmiş insanlar da orada mârifet peteği örmektedirler. Zikir tamamlandıktan sonra da bu melekler, tekrar geldikleri yer olan Cenâb-ı Hakk’ın huzuruna dönerler.
İsterseniz hâdisenin bundan sonrasını da başka bir hadis-i şeriften takip edelim. Melekler huzura varınca bütün gaybın anahtarı yanında olan Allâmü’l-Guyûb onlara sorar:
– Nereden geliyorsunuz? Melekler cevap verirler:
– Seni anan kullarının yanından yâ Rabbi!
– Peki onlar ne diyorlardı?
– Seni tesbih, tahmid ve temcid ediyorlardı. (Senin büyüklüğünü, azametini ve yüceliğini ilan ile meşgul oluyorlardı.)
– Onlar Beni gördüler mi?
– Hayır, Rabbimiz, görmediler.
– Ya görselerdi?.. (Yani Bana karşı aklın almadığı bir kulluk arz edeceklerdi!)
– Onlar ne istiyorlardı?
– Cennet’ini istiyorlardı Rabbimiz.
– Onlar Cennet’i gördüler mi?
– Hayır, görmediler.
– Ya görselerdi? (Evet görselerdi bir başka iştiyakla isteyeceklerdi!.)
– Neden istiaze ediyorlardı?
– Cehennem’inden, Allahım.
– Onlar Cehennem’i gördüler mi?
– Hayır, görmediler.
– Ya görselerdi? (Her hâlde görselerdi, mutlaka daha şiddetli onları Cehennem’den korumamı isteyeceklerdi.)
Bunun üzerine Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:
– Meleklerim, siz şahit olun, Ben o kullarımı affettim.
Melek döner ve şöyle der: