فَاتَّقُوا النَّارَ الَّتِي وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ “Çırası ve yakıtı insanlar ve taşlar olan, kâfirler için hazırlanmış o ateşten sakının.” beyanının da diğerleriyle münasebeti var. Zira yukarıdaki âyetle muhataplara şu denmiş oluyor: “Kur’ân’ın menendini, eşini getiremediniz, âciz kaldınız. Öyle ise o bir mucizedir, size de bunu kabul etmek düşer.” Bunun mukabilinde onlardan gelebilecek “Onu kabul etmenin gereği nedir, ne yapmalıyız?” mukadder sualinin cevabı, “Emirlere imtisal ve nehiylerden içtinap edeceksiniz. Takvanın asıl mânâsı da işte budur. Daire-i takvaya girerek Allah’a sığınmak ve size bahşettiği imkânları iyi değerlendirip dünya ve ukba saadetini elde etmeye çalışmak. Aksine, nazîrini getiremediğiniz hâlde hâlâ bu mucize-i bâhireye karşı gözünüzü kaparsanız o zaman “hutame”ye (Cehennem) “hatap” (odun) olursunuz. Sakının çırası, yakıtı insanlar ve taşlar olan Cehennem’den...” şeklinde olur.
Burada mücmel olarak hesap yani imanın rükünlerinden bir diğeri olan ahiret de anlatılmış oluyor. Cehennem’e mukabil Cennet ise, mü’minleri tebşir sadedinde bir sonraki âyette ele alınmaktadır.