Evet, Kur’ân, ince bir ifade tarzıyla melzumu zikr ve lazımı murad etmiştir. İşârâtü’l-İ’câz’da da ifade edildiği gibi[5] sanki onlara, “Tekellüfe sapmadan önce tahkikat yapın; misil, mesîl, misal bunlar üzerinde durun, bir şey bir şeye ne zaman benzer? Benziyor dediğimiz şey hakikaten benziyor mu? Bu konuda mukayese yapmayı ihmal etmeyin, sonra bütün gücünüzle çalışın; semere-i sa’yinizi ortaya koyun; bütün bunları müteakip de uydurduğunuz şeyleri test edin ki, şunu niye yapmadık demeyesiniz.” denmektedir. Evet bunlar o cümlede melhuzdur, zira فَأْتُو emriyle getirilmesi istenen şey, hemen elinizi uzattığınızda alıp getireceğiniz hazır bir şey değildir. Kur’ân مِنْ مِثْلِه sözüyle açıktan açığa bu kıyasa, misile, mesîle, misale dikkat çekiyor ve onlara âdeta şöyle diyor: “Evvela düşünün-taşının, ölçün-biçin ve yapacağınızı öyle yapın. Aksine, gelişi güzel Müseylimetü’l-Kezzâb gibi ortaya bir laf atıverirsiniz ve Kur’ân’a benzedi zannedersiniz de bununla sadece kendinizi gülünç duruma düşürmüş olursunuz.”
Bu reybî, şüpheci taifenin aklına gelebilir ki; “Biz bunu yapamıyoruz ama belki geçmiş insanlar arasında ya da hâl-i hazırda bizim bilmediğimiz kimseler içinde bizden daha zeki dimağlar, daha mükemmel karihaların Kur’ân’a nazire yapıp onun misli bir eser ortaya koymaları mümkün olabilir. Binaenaleyh biz bu tahaddîye, bu meydan okumaya karşı Kur’ân’ın benzerini getiremiyor olabiliriz, ne var ki birileri çıkıp bu işi yapabilir.”